KUNDURA İŞÇİLERİNİN SESİ. . . Anlatılan Senin Hikayendir! / Haber-Yorum-Belge
5 Nisan 2012 Perşembe
GENÇ KUNDURACI İŞÇİLERİ ARTIK YETER DEDİ !...
MÜCADELE ÖĞRETİYOR !...
Bayram Yaşik henüz on dokuz yaşında genç bir işçi. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gidemediğini söyleyen Bayram, “Evin tek çalışanı benim. Tek para getireni benim. Kirada oturuyoruz. Haftalığımın yarısı yemek ve yola gidiyor. Yarısını eve verebiliyorum ama eve yetmiyor. Borç alıyoruz mecburen. Hala borç ödüyorum.” şeklinde konuştu. Sadece Pazar günleri çalışmadığını aktaran Bayram, boş gününde de gezdiğini anlatıyor. Grevin ilerisi için ciddi bir adım olduğunu da belirten Bayram şöyle konuştu: “Ellerinde sözleşmeli iş var. Şimdi zam yapmak zorunda kalabilirler ama bizim için işler bitiminden sonraki zaman önemli. O zaman koz patronların eline geçecek, buna karşı birlik olmalıyız.” Ali Avcı her gün 13 saat çalıştığını ve harcadığı emeğin boşa gittiğini söylüyor. İş sahibinin akşamüzeri evine gittiğini söyleyen Ali, işçiler olarak haklarını istediklerini aktardı. Haftalık 150 TL aldığını aktaran Ali, kazandığının hiçbir şekilde yetmediğini kaydetti. Daha önceleri iş sahibi ile konuştuklarını ancak paralarını alamadıklarını ifade eden Ali, “Grev kararı aldık ve sonuna kadar devam edeceğiz.” diye konuştu.
"FUARLAR SADECE TELEVİZYONDA GÜZEL
" İbrahim Demir ise kimyasaldan zehirlenip, felç geçiren işçilerin olduğunu belirtti. Diktikleri ayakkabı fiyatlarının mecbur artması gerektiğini aktaran İbrahim, yılın yarısına yakınında çalıştırılmadıklarını hatırlatıyor. Patronların ayakkabıları fuara götürdüklerini söyleyen İbrahim, “İnsanlar televizyonlarda ayakkabı fuarlarını güzelce izliyorlar ama işin arka tarafında neler oluyor, ne sıkıntılar yaşıyoruz kimse bilmiyor.” diye konuştu. Patronlara ait atölyelerde daha az ücrete çalıştırıldıklarını belirten İbrahim, bu yüzden kendilerinin atölye tutmak zorunda kaldıklarının altını çiziyor. Mehmet Müşayil, makası tutmaktan parmaklarının şiştiğini söyledi. Kullanılan kimyasal maddelerden ve yapıştırıcılardan dolayı yangınların çıktığını aktaran Mehmet, aldığı 150 TL haftalığın yetmediğini aktarıyor.
GREVİ SEVİNÇ İLE KARŞILADIM
Yirmi yaşındaki işçi Şakir Yiğit ailesinin 90’lı yıllarda Şırnak’tan, Adana’ya göç ettiğini ve kendisinin de çocukluğundan bu yana çalıştığını ifade etti. Gece 11.30’a kadar çalıştığını aktaran Şakir, sekiz kişilik ailesinde iki kişinin çalıştığını ve kardeşlerini okuttuklarını belirtiyor. Aldığı paranın faturalara zor yettiğini vurgulayan Şakir, “Pazartesi günü geldiği zaman elimizde bir şey kalmamış oluyor.” sözlerini kullandı. İşlerin azaldığı vakit eksik para aldıklarını söyleyen Şakir, grevi sevinç ile karşıladığını belirtti. Ali Bayram, elini makineye kaptırdığını söyleyerek yaşadığı iş kazasını anlatıyor. Sigortası olmadığını belirten Ali, hastaneye kendi parasıyla tedavi olmaya gittiğini ve patronun hastane masraflarını karşılamadığının altını çiziyor. “Hastanede elimin nasıl kesildiğini sordular. Sigortam olmadığı için söyleyemedim ve teneke ile kestim dedim” şeklinde konuşan Ali, kimyasal madde ile yanıp intihara kalkışan işçilerin olduğunu ifade etti.
ÇOCUĞUM BENİ TANIMIYOR
Hakan Çelebi greve öncülük eden genç işçilerden olduğunu söylüyor. Çalışma koşullarının canlarına tak ettiğini söyleyen Hakan, tüm işçilerin böyle bir eylem beklediğini ifade ederek kendilerinin de bu yönde adım attıklarını ve tüm arkadaşlarından destek aldıklarının altını çiziyor. Sabah 07.00’de iş başı yaptığını ve gece yarısına kadar çalıştığını hatırlatan Hakan, “İki yaşında bir çocuğum var. Beni doğru düzgün göremediği için tanımıyor. Evde olduğum zamanlar annesine soruyor bu kim diye. Böyle şartlarda çalışıyoruz. O yüzden hakkımızı almadan vazgeçmek yok. Her türlü bedeli ödemeyi göze aldık” şeklinde konuştu.
HASTALIĞIMIN HESABINI KİM VERECEK?
Çalıştıkları atölye ve işyerlerini görmek ve fotoğraflarını çekmek için çalıştıkları binalardaki atölyeleri geziyoruz genç işçilerle. O sırada rutubetli, karanlık ve kimyasal madde kokusunun ciddi şekilde hissedildiği bir atölyede Gökhan Erçin’i uyurken buluyoruz. Atölyeleri gezenleri gördükten sonra uyanan Gökhan, gece 01.00’e kadar çalıştığını ve eve gidecek otobüs olmadığı için atölyede uyumak zorunda kaldığını söyleyerek içeri davet ediyor bizi. Yirmi iki yaşında olduğunu aktaran Gökhan, on üç yıldır bu sektörde çalıştığının altını çiziyor. Kimyasal maddelerden dolayı ciğerlerinin iflas ettiğini söyleyen Gökhan, “Astım hastalığına da yakalandım. Hastaneye gittim sigortam yok diye doktorlar bakmadı” sözlerini kullandı. Çalıştığı atölyenin sağlıksız olduğunu etrafı göstererek anlatan Gökhan, Cumhurbaşkanına dahi dilekçe yazdığını ancak hiçbir cevap alamadığını ifade ediyor. Haftalığının 200 TL olmasına rağmen haftada 75 ile 100 TL arası para alabildiğine dikkat çeken Gökhan, yemek ve yol parasının da kendisinden çıktığını ve elinde bir şey kalmadığını belirtti. Çekiç sesinden dolayı kulak zarının da zarar gördüğünü kaydeden Gökhan, “Normal bir insanın yarısı kadar duyabiliyorum. Yeşil kart bile vermediler” dedi. Kimyasal maddeye çıplak elleri ile temas ettiklerini söyleyen Gökhan, sektörde devlet denetiminin, iş sağlığının ve temizliğin olmadığının altını çizdi. Gökhan’ın atölye arkadaşı Emre Altın da çocukluğundan bu yana çalıştığını söyleyerek başlıyor sözlerine. Kimyasal maddeyi içine çekmekten ve bakımsızlıktan dolayı eridiğini ifade eden Emre, kendileri için hayatın zor olduğunun altını çiziyor. Ayakkabı yaptıkları atölyenin kirasını, elektrik faturasını kendilerinin ödediğini belirten Emre, havaların çok soğuk olduğu zamanlarda dahi fatura çok gelir diye sobayı yakmadıklarına dikkat çekiyor. Tek odalık küçük atölyede sekiz kişi çalıştıklarını söyleyen Emre, diktikleri ayakkabıların büyük firmalar başta olmak üzere Türkiye’nin her yerine yollandığını anlatıyor.
TÜM KARDEŞLER GREVDEYİZ"
Yedi yaşındaki Nizamettin Özay ile eylem sırasında tanışıyoruz. Tanışmamızın ardından çalıştığı atölyeye gidiyoruz Nizamettin ile birlikte. Duvarlarında Deniz Gezmiş’in, Erdal Eren’in posterlerinin olduğu bir atölye burası. Deniz’lere saygı duyduğunu ve sevdiğini söylüyor Nizamettin. Kendisi ile birlikte 5 kardeşinin de ayakkabı işçisi olduğunu ve birlikte çalıştıklarını belirten Nizamettin, ilkokuldan sonra çeşitli problemlerden dolayı okul okumayı bıraktığını anlatıyor. Çalıştıkları atölyenin bulunduğu sitenin hasarlı olduğunu aktaran Nizamettin, beş kardeşinin de iş bıraktığını ve sorunlarının ortak olduğunu aktarıyor. Babalarının da kendilerine destek vermek için eylem alanına geldiğini söyleyen Nizamettin, “Ayakkabıları ucuza dikiyoruz. İşveren sürekli ayakkabı modellerini zorlaştırıyor ama fiyat artmıyor” şeklinde konuşuyor. Kalabalık bir ailesinin olduğunu söyleyen Nizamettin, abisinin de evlendiğini ve ayrı eve çıktığını bu yüzden de iki kira ödemeye başladıklarını anlatıyor. Masraf olmasın diye dışarıdan yemek yemediklerini anlatan Nizamettin, evden yemek getirdiklerini söylüyor. İş hayatı haricinde bir yaşamının olmadığını aktaran Nizamettin, zaman geçiremediği için çok arkadaş edinmediğini de sözlerine ekliyor.
Faruk Ayyıldız /EVRENSEL
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder