BU TOPRAKLARDAKİ ERMENİLERİN
KUNDURACILIK TAİRİHİNDEKİ YERİ
Yerliler, hayvan postu bulduklarında ilkin deriyi tabaklamakla
uğraşırlar. Dağ tuzuyla sıcak sıcak tuzlar, daha sonra da yakıcı güneş altında
kuruturlar. Dikkatli davranmalı ve iyice kurumadan deriyi kaldırmamalı çünkü
süratle bozulup kurtlanır ve kullanılmaz olur. İlk hazırlık işleminin ardından
deriyi kunduracı ustaları satın alırlar. Hayvan bedenen ne kadar büyük olur ise
derisi de o kadar değerli sayılır.
Bir diğer uygulama da bizzat kunduracıların deriyi toplayıp
işleme tabi tutmalarıdır. Daha ziyade inek, keçi, koyun derisi kullanır ve
tabakhanelerde usta debbağlara tabaklatırlar [26]. Nar ve sumak yaprakları
karıştırılmış kireç suyu taşa oyulmuş tabakhanelere doldurulur, belli bir süre
geçince derinin fazlalık kısımları alınır, birkaç aşamadan sonra boyanır ve
kullanıma hazır hale getirilir. Bu şekilde elde edilen deri henüz oldukça
kabadır.
Eskiden mahalli kunduracılar, daha çok köy çevrelerinde
kullanışlı yemeni (bir çeşit potin) ya da postal (bir çeşit topuksuz, uzun
boyunlu ayakkabı) dikerlerdi.
Tüccarlar, pazarın gelişmesi ve ithalatın sağladığı imkânlar
sayesinde, moda sayılan çeşit çeşit ayakkabılar getirtmeye başlarlar. Bu da
Avrupa ayakkabılar hazırlama zanaatını benimseyen Dörtyollu ilk ustaları yeni
modeller yaratmaya teşvik eder. İlk kuşak kunduracılar: Manuk Kökoğlanyan, Vahe
Şakılyan, Gagik Balyan, Garabed Bayrakdaryan, Hagop Yağubyan, İsbir Macaryan,
Khaçer ve diğer ustalardır [27].
Bu kişiler, moda sayılan ve o zamanlar büyük talep gören potin
(çizme), uzun boyunlu asker ayakkabısı, bot, terlik, yemeni ve revaçta olan
diğer ayakkabı çeşitlerini Dörtyollular için diken ilk ustalardır [28].
Harput Büyük Çarşı
merkezi bir yerdedir. Buradaki başlıca meslek dalı kunduracılık. Kunduracılar
büyük bir çoğunlukla Ermenidir ve her birinde dört veya beş zanaatkarın
çalıştığı yüzden fazla atölye vardır. Buraya Türkçe’de ayakkabıcı anlamına
gelen “dikici” kelimesinden türemiş “dikincinots” (dikimhane) denir. Küçük ve
alçak, yanyana dizilmiş dükkânların karanlığını az da olsa aydınlatmak amacı
ile pencereler açılmış.
Hüseynik, bir kunduracı atölyesi ve Ermeni kunduracılar (Kaynak;
Aharonyan a.g.e.)
Kunduracılar ayakkabı yüzeyini kırmızı yada siyah olan keçi veya
koyun derisinden hazırlarlardı. Ayakkabı tabanı içinse daha büyük hayvanların
nispeten katı ve dayanıklı derileri kullanılırdı. Yerel üretim bir kaç ayakkabı
çeşidi mevcut:
Vodits (yerel ağızla odits) yahut postal.- Bunlar, topuktan dize
yükselen kısmı uzun ve kuyruk şeklinde olan, çok basit ve alçak ayakkabılar.
Vodits’i giyinmek için bu kuyruktan tutup yukarı çekerler. Genelde erkekler
giyinir.
Çizme.- Dizin yarısına kadar olan kış ayakkabısı. Özellikle
gençler kullanır, yetişkinler ise yolculuk sırasında giyinirler. Çizmeler
genelde kırmızı veya siyahtır.
Kundura.- Potin de denir. Muhtemelen Fransızca bottine
kelimesinin bozulmuş hali. Çok daha narin ve üzerinde çalışılmış bir ayakkabı
türü ve Avrupa ayakkabısı olarak da anılırdı. Ancak XIX. yy. ikinci yarısında
Harput’ta bu tip ayakkabıların üretimi başlamıştır. Çizmeciyan’a göre, ilk kez
Gurzi adlı bir Rum 1850’lerde bu zanaatı Yunanistan’dan Mezire’ye getirmiştir.
Yörede açtığı atölyede Harputlu Hovagim Paricanyan çırak olarak çalışmaya
başlar. Paricanyan kunduracılık sanatını öğrenip oğlu Sımpat’la Harput’ta bir
atölye tesis eder. 1895’te Sımpat ABD’ye göç eder. Bir süre burada kaldıktan
sonra Harput’a döner. Beraberinde Amerikan tarzda yeni ayakkabı kalıpları,
numuneleri, değişik aletler de getirir. Böylece kundura imalatına yeni bir ivme
kazandırır.
Başlarda kundura giyinenler daha çok Türk ve Kürt bey ve
ağalarının eşleri ve kızlar idi. Sonraları orta sınıf Ermeni ailelerin gelinleri
ve Ermeni kadınlar da kundura giyinmeye başladılar.
1890’lara gelindiğinde
ise bu çeşit ayakkabıları öğretmenlerin, yüksek eğitim almış erkeklerin,
ABD’den dönen gurbetçilerin ayaklarında görmek olağanlaşır. Kısaca, kundura
giyinmek artık sosyal bir tabakaya ait olmanın bir sembolüne dönüşmüştür.
Yöre marangozları gerçi benzer kalıplar yapmaya başlamışlardı,
fakat kunduracıların ayakkabı imal etmek için ihtiyaç duydukları ahşap kalıplar
başka şehirlerden Harput ovasına getiriliyordu. Kundura özellikle kadınlar
arasında yaygındı. Kürt kadınlar kunduralarının üzerinde değişik nakışların
olmasını tercih ederlerdi. Erkekler ve kadınlar için giderek en sevilen
ayakkabı çeşidi oldu kundura. Bu çeşit aynı zamanda Harput ovasında imal edilen
en pahalı ayakkabıydı. Parçanc (bugün Akçakiraz) köyünde 20. yy. başında bir
çift kunduranın fiyatı 25-30 kuruştu, küçüklerin kundurası ise 7-8 kuruş.
Potin-kaloş adı verilen farklı bir kundura çeşidi daha imal edilmeye
başlanmıştı. Muhtemelen Fransızca bottine ve galoche kelimelerinin bozulmuş bir
haliydi. Bunun özelliği isminden de
anlaşıldığı üzre kaloş olması idi, yani kışın onu kullanan biri eve girdiğinde
ayakkabısının üzerindeki kısmı, muhtemelen dize doğru uzanan kısmı çıkarabilir
ve sadece ayakkabıları ile durabilirdi.
https://www.houshamadyan.org/home.html
İstanbul’da yayımlanan Osmanlı “Şebal” dergisinde bir İngiliz
ayakkabısı reklamı.
Harput’daki ünlü ustalar arasında Krikor Soğigyan, Sımpad
Pariçanyan, Hacı Haçer Derderyan, Mardiros Taşçıyan, Hovhannes Pambukcuyan ve
kardeşleri, A. Altıbarmakyan, Asdur Lüleciyan, A. Nalbandyan, Mardiros
Bağdigyan, Horen Darakcıyan, Hagop Taşçıyan, Melkon Rıstigyan, Aşçıyan
biraderler, Hagop Canikyan, Hayacan Srabyan, Sarkis Nurikyan vardı. Hüseynik’te
de Pilibbos Deroyan ünlü bir kundura ustasıydı.
Çarık (dıreh).- Bu ayakkabı çeşidi ayakkabıcılık mesleğinde en
sıradanı olarak görülür. Kalın bir deriden oluşur, çevresinde kalın bir ipin
geçirildiği delikler açılmıştır, çarığı ayağa göre ayarlamak için. Daha çok
tarım ve benzer bir işle uğraşıldığı zaman kullanışlı olabilir.
Harput’da daha çok kadınların evlerde kullandıkları pabuç
yapanlar da vardı.
Harput ovası, ayakkabıcı çırakları ustaları ile (Kaynak; Ernst
Lohmann, Skizzen und Bilder aus dem Orient, Frankfurt, 1899)
Ayakkabıcılığı öğrenmek 2-4 yıl sürerdi. Bu süre zarfında çırak
ustasının yanında bila ücret çalışırdı. Ustaların genelde bir veya iki çırağı
olurdu. Kunduracının aletleri şunlardı: kunduracı mili, maşa, kulak (ahşap
çerçeveyle yapılmış kova), ahtar ağacı, masat (biley aleti), kalın bir tahta, tabar
(deri örmek için kullanılan bir alet), hoval, kaz (kaza benzediği için bu ismi
almış olabilir), muşda, çakacak.
Harput’un bazı köyleri de, özellikle Parçanc, İçmen, Hüseynik,
ayakkabıcılık zanaatında ünlü merkezlerdir. Parçanc ayakkabıcılarından Srabların
Garo ve evladları Ovan ve Arut, Misakların Misakı ve evladı Haço, Marta Koko,
Kamhazar Mıgırdiç, Misakların Mano ve evladları Boğos, Arut ve Asadur, Çızı
Koko, Ovaneslerin Kasbar ve Sahag (kardeşler) , Kejoların Mılkon, Cimcim Kasbar
ve Sahag (kardeşler), Parsehlerin Deçan ve Krikor (kardeşler) anılabilir. Hacı
Aharonların Manuk ve Mikael Gülhasyanlar Hüseynik’in ayakkabıcıları olarak
anılmaktalar. İkisi de köyde çalıştıktan sonra, Mezire’ye yerleşir ve burada
devam ettirirler zanaatlarını. Hüseynik ayakkabıcılarından Boğikyanları,
Krikoryanları ve Bedros Acutyan’ı da hatırlamakta fayda var [2].
Harput ovasındaki ayakkabıcılar tarafından imal edilen
ayakkabılar. Soldan sağa; kundura, vodits (odits, postal), çarık (Kaynak; Manug
B. Dzeron, a.g.e.)