ben isyan ustasıyım
demişti işçi
(zorbalık halkı kırıp geçende)
Yaşar MİRAÇ
KORONA VİRÜS AYAKKABI EMEKÇİLERİNİ DE VURUYOR!
Çin’in Vuhan kentinden başlayıp
tüm dünyaya büyük bir hızla yayılan Korona virüsü 11 Mart 2020 tarihinde 1 kişide
görüldüğünün devletin resmi açıklamasıyla yaşadığımız topraklarda kabul görmüş
oldu. Aslında bu virüsün Türkiye’de açıklandığı tarihin öncesinde bir çok
insana bulaşmış olma olasılığı yüksek görünüyor.
Virüsün bir kişide görüldüğünün
açıklandığı tarihten bugüne devletin ağırdan alarak, yeterince önemsemeyerek hastalığın
bulaşma riskinin çok fazla arttırdığı, gerekli önlemleri almakta geciktiği
artık çok net olarak bütün toplum tarafından görüldü.
Daha ilk günden beri her akşam
kendi karantinanızı kendiniz uygulayın sokağa çıkmayın dendi.
Sokağa çıkmanın hastalığı
hızla bulaştırdığının bilinmesine, Bilim Kurulunun uyarılarına rağmen sadece
okulları kapatan ancak diğer kalabalık ortamların camiler, kahvehaneler, AVM
ler başta olmak üzere bir türlü denetim altına alınarak karantina uygulamasının
başlatılmaması başta emekçiler olmak üzere bütün toplumu bu gecikmenin, vurdumduymazlığın nedenleri üzerine düşünmeye zorladı. En basit bir maske dağıtımı bile organize edilemedi. Ciddiyetsiz, plansız yaklaşımlarla bütün emekçilerin ve yoksulların sağlığı riske atıldı. Bütün fabrikalar, bankalar, kamu kurumlarında, fabrikalarda, atölyelerde, inşaatlarda çalışmaya devam edildi.
Yani karantinayı ancak parası olanlara uygularken, emekçiler risk altında çalışmaya devam etti. Bir çok işçi çalışırken yakalandığı virüsten dolayı yaşamını yitirdi. Her akşam devletin yardım açıklamasını bekleyen yoksullara ve emekçilere yapılan "Biz bize yeteriz Türkiyem" devlete yardım edin kampanyasıyla ayrıcalıklı bir kesim dışında bütün bir halkın salgın karşısında korumasız olduğu çıplak gerçeğiyle yüzleşmiş oldu . Devlet emekçiler için somut hiç bir yardım açıklayamadı.
Sendikalar salgının başından beri karnından konuşarak aktif bir genel grev çağrısı yapmaktan çekindiler. Sermaye ve iktidarın eli iyice rahatlatılmış oldu.
Bu sürece çalışanlara yeni bir saldırının başlangıcı sayılacak adımlar atılması eklendi.
İşçilerin sesini çıkarmasının koşulları "evde kal sağlıklı kal" söyleminin güçlü korosunun gücüyle baskı altına alındı.
Doğal-gaz, elektrik, su gibi temel yaşamsal hizmetlerinin salgın süresince bedava olması, çağrıları, karşılık bulmadı. İşten çıkarmalar yasaklansın çağrısı ise patronların memnun olacağı şekilde formüle edilerek salgının bütün yükü işçi emekçilere yıkıldı. Yardım bekleyen yoksullar emekçiler yardımın sadece büyük iş adamlarına yapılacağını gördüler. Birileri gülerken, diğerleri dahada ezilecekleri sahipsiz bırakıldıkları yeni bir sürecin içine itildiler.
Salgında kapitalistlere yaramış işçileri vurmuştu.
Hayatın felç olduğu toplumun korku içinde ne yapacağını bilemediği bu zamanda sermaye hiç bir bedel ödemek istemediği gibi karlarında azalmaya da razı değildi.
Her zaman olduğu gibi örgütsüz emekçiler bedel ödemek zorunda bırakılmıştı.
Sermaye ve patronların düzeni; bu salgından emekçilerin kölelik koşullarını daha da ağırlaştırarak çıkmak istiyor.
Uzayan iş saatleri, daha da düşürülmüş ücretler, artan baskılar ve işsizlik basıncıyla yeni ve ağırlaştırılmış bir köleliği dayatıyor.
Hayat normale döndüğünde emekçiler bu köleliğe ya güçlü bir ses çıkararak bu kölelik dayatmasını çöpe atacak, yada boyun eğerek koyu bir karanlığın içinde hayatlarının yok edilmesi izin verecek.
Yani karantinayı ancak parası olanlara uygularken, emekçiler risk altında çalışmaya devam etti. Bir çok işçi çalışırken yakalandığı virüsten dolayı yaşamını yitirdi. Her akşam devletin yardım açıklamasını bekleyen yoksullara ve emekçilere yapılan "Biz bize yeteriz Türkiyem" devlete yardım edin kampanyasıyla ayrıcalıklı bir kesim dışında bütün bir halkın salgın karşısında korumasız olduğu çıplak gerçeğiyle yüzleşmiş oldu . Devlet emekçiler için somut hiç bir yardım açıklayamadı.
Sendikalar salgının başından beri karnından konuşarak aktif bir genel grev çağrısı yapmaktan çekindiler. Sermaye ve iktidarın eli iyice rahatlatılmış oldu.
Bu sürece çalışanlara yeni bir saldırının başlangıcı sayılacak adımlar atılması eklendi.
İşçilerin sesini çıkarmasının koşulları "evde kal sağlıklı kal" söyleminin güçlü korosunun gücüyle baskı altına alındı.
Doğal-gaz, elektrik, su gibi temel yaşamsal hizmetlerinin salgın süresince bedava olması, çağrıları, karşılık bulmadı. İşten çıkarmalar yasaklansın çağrısı ise patronların memnun olacağı şekilde formüle edilerek salgının bütün yükü işçi emekçilere yıkıldı. Yardım bekleyen yoksullar emekçiler yardımın sadece büyük iş adamlarına yapılacağını gördüler. Birileri gülerken, diğerleri dahada ezilecekleri sahipsiz bırakıldıkları yeni bir sürecin içine itildiler.
Salgında kapitalistlere yaramış işçileri vurmuştu.
Hayatın felç olduğu toplumun korku içinde ne yapacağını bilemediği bu zamanda sermaye hiç bir bedel ödemek istemediği gibi karlarında azalmaya da razı değildi.
Her zaman olduğu gibi örgütsüz emekçiler bedel ödemek zorunda bırakılmıştı.
Sermaye ve patronların düzeni; bu salgından emekçilerin kölelik koşullarını daha da ağırlaştırarak çıkmak istiyor.
Uzayan iş saatleri, daha da düşürülmüş ücretler, artan baskılar ve işsizlik basıncıyla yeni ve ağırlaştırılmış bir köleliği dayatıyor.
Hayat normale döndüğünde emekçiler bu köleliğe ya güçlü bir ses çıkararak bu kölelik dayatmasını çöpe atacak, yada boyun eğerek koyu bir karanlığın içinde hayatlarının yok edilmesi izin verecek.
EVDE KAL SAĞLIKLI KAL! DİYORLAR AMA NASIL?
Ayakkabı işçileri de halka villalarından malikanelerinden
"evde kal sağlıklı kal"çağrısı yapan bütün şarkıcılar, futbolcular, artistler ünlüler gibi evinde kalmak istiyor ama?
Ayakkabı işçileri de halka villalarından malikanelerinden
"evde kal sağlıklı kal"çağrısı yapan bütün şarkıcılar, futbolcular, artistler ünlüler gibi evinde kalmak istiyor ama?
Evde oturup hastalık riskine
karşı korunmak isteyen ayakkabı işçileri ne yeyip içecek, kiralarını nasıl
ödeyecek, nasıl geçinecekler. Bu sorunun yanıtını veren yok.
Emekçiler hiçbir şey yokmuş
gibi servislere binerek sosyal mesafenin uygulanmasının mümkün olmadığı
fabrikalarına, atölyelerine gitmeye, çalışmaya devam ediyor çünkü başka çareleri yok.
Hastalananlar hastalandığını
bile bilmiyor. Birçoğunun ne sigortası nede doktora gidecek parası var.
Patronlar çoluk çocuk daha ilk
günlerden yeterli gıda stoklayarak yazlıklarına, güvenlikli sitelerine çekildiler.
Aldığı ücretle normal koşullarda
evini geçindirmekte kirasını ödemekte zorlanan ayakkabı işçileri eğer işi varsa çaresiz çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor.
HASTALIĞA KARŞI KORUNMAK O KADAR KOLAY DEĞİL!
Işıkkent'te Çocuk, Kadın ve Mülteciler başta olmak üzere on binlerce işçi çalışıyor!
Işıkkent'te Çocuk, Kadın ve Mülteciler başta olmak üzere on binlerce işçi çalışıyor!
Ayakkabı işçileri normal koşullarda
zaten ışık ve hava almayan sağlıksız bodrum katlarda iç içe çalışmak zorunda
oldukları atölyelerde bu sefer korona virüs tehlikesiyle baş başa bırakıldı.
Bütün dünya devletleri evden
çıkmayan işçilere yaşamalarına yetecek bir para dağıtırken devlet halktan para
isteyecek kampanyalar başlattı.
İşçilere başınızın çaresine
bakın benden size hiçbir yardım yok mesajı verildi.
İşçiler birçok sektörde olduğu
gibi Işıkkent’ te de işlerine gitmeye risk altında çalıştırılmaya devam etti.
Bazı atölyeler dış ülkelere
ihracat yaptığı için kısa sürede işler durdu.
Çoğu ayakkabı işçisi işsiz
kaldı. Işıkkent Ayakkabıcılar sitesinde hayat felç oldu kısacası. İş bulanlar
risk altında, işsiz kalanlarda evde parasız sıkıntı içinde ne yapacağını
bilmiyor.
KONUŞTUĞUMUZ AYAKKABI İŞÇİLERİ NE DİYOR!
Bu salgın hepimizi derinden vurdu, işler bıçak gibi kesildi.
Zaten durum berbat ötesiydi, şimdi daha da kötü oldu.
Kiramı üç aydır ödeyemedim, bu ayda ödeyemeyeceğim.
Ev sahibinin yüzüne bakamıyorum karşılaşmamak için evden sessizce
çıkıp gidiyordum, şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.
Evde aç susuz nasıl kalacağız.
Çoluk çocuk acıkınca yemek içmek, istiyor. Hangi parayla
karnımızı doyuracağız?
İşler zaten zordu, para kazanamıyorduk, şimdi de virüs belası çıktı.
Bütün devletler halkına para veriyor.
Kimse neden bize yardım etmiyor, açlıktan ölelim mi? Ne bekliyorlar.
Bütün devletler halkına para veriyor.
Kimse neden bize yardım etmiyor, açlıktan ölelim mi? Ne bekliyorlar.
Bütün dünya can derdinde kim ayakkabı alır bu zamanda, iş
olmayınca patron hayatta para vermez.
Zaten yüzünü de göremeyiz ya patronun virüs bulaşır diye gelmez buralara.
Zaten yüzünü de göremeyiz ya patronun virüs bulaşır diye gelmez buralara.
Bizde virüsten gebermezsek evde açlıktan gebericez…
Hiç böyle olmamıştık biz, çok fena durumdayız. İşler durdu ne
zaman başlar belli değil, cepte eve gidecek yol parası bile yok. Herkes bitik.
Altılı bile durdu, ganyan bayisini ilk defa kapalı görüyom. Bak bi kişi içen
var mı bayinin önünde. Millet korkuyor cebindeki on lirayı bile harcamaya, değil
içki içsin.
Binlerce işçinin çalıştığı Işıkkentte
adeta ölüm sessizliği var.
Dolmuşlar, servisler,
otobüsler boş gidip geliyor.
Çekiç sesleri duyulmaz olmuş
bir aydır.
İşsiz olanlarda, öylesine
çalışanlarda tedirgin.
Az sayıda çalışanın da
yüzleri asık gözleri içine çökmüş
“evde kalıp kavga edeceğimize bedava gidip geliyoruz” diye isyan ediyorlar.
Suriyeli, Kürt, Türk, Kadın,
Çocuk binlerce işçi evlerine (gerçek anlamda) ekmek götüremiyorlar. Büyük bir
sıkışmışlık içinde yakın geleceği hayal etmekte zorlanıyorlar.
Virüs çoktan bütün Işıkkentteki
ayakkabı işçilerini hasta etmiş durumda.
Binlerce aile zor günler
geçiriyor, çaresizlik içinde kıvranıyor.
Onlara umut olacak bir
seslenişse şimdilik duyulmuyor.
11 Nisan 2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder