Bütün dünyada salgın koşullarında çalışmayı yasaklamayanlar geçen yıl olduğu gibi bu yılda 1 Mayıs’ ı yasaklıyor.
İşçi sınıfı ve tüm ezilenler salgın koşullarında açlık ve sefalet koşullarında yaşama tutunmaya çalışırken güçlü yığınsal bir karşı çıkışı örgütleyemiyor.
Örgütlü ve güçlü bir çıkışın önünde birçok engel var. Bu engelleri fark etmeden doğru bir siyasi tutum ve mücadele hattı örmekte mümkün olmuyor.
Sınıf siyasetinden kopuk liberal tasfiyeci akımların ve İşçi sınıfının üzerine çöreklenmiş kan emici sendikal çetelerle hesaplaşmadan bu kuşatma kırılamayacak.
Başta DİSK, KESK, TÜRK İŞ ve HAK İŞ olmak üzere sınıf içinde uzun yıllardır sınıfın en kalabalık, kamu işletmelerinde örgütlü sendikaları uzun zamandır büyük bir yozlaşmaya uğramış durumda. Sadece ücret sendikacılığıyla bugüne gelmiş, burjuvaziyle karşılıklı bir anlayış temelinde örülmüş teslimiyet politikalarıyla İşçi sınıfını apolitik, bencil, sadece kendi ekonomik çıkarlarıyla sınırlı, pasifist anlayışı dayatarak yozlaştırarak bu güne taşımayı başardılar. Bu süreç aynı zamanda sınıf kimliğinin de aşındırıldığı bir süreç oldu.
Bu süreçlere belli başlı sendikalarda yönetimleri kazanan sözde (tasfiyeci) sol akımların büyük katkısı oldu. Kendi siyasal tasfiyeci savrulmaları işçi sınıfında kimlik deformasyonuna büyük oranda katkı sağladı. Sendikalar sınıfın sınıf kimliğini esas alan birleşik bir mücadele çizgisinden ekonomizme, sendikalizme kaydılar. Siyaseti düzen sınırları içinde burjuva partilerin kayıkçı kavgasına tabi kılan, sınıfın en büyük yığınlarını kapsayan işsiz, sendikasız, sigortasız, güvencesiz, örgütsüz kesimlerini umursamayan görmezden gelen bir anlayış inşa ettiler. Örgütlülüklerini sınıfın ayrıcalıklı kesimleriyle sınırlı tuttular.
Bütün bunlar sermaye devletinin devrimci güçlere yönelik sürekli saldırılarıyla büyük darbeler aldığı, geri çekildiği, birçok sosyalist hareketin düzen sınırlarına çekildiği, güç kaybettiği, tasfiye olduğu koşullarda gerçekleşti.
Sağlam bir ideolojik duruşu, devrimci bir sınıf siyasetini yaratmakta zorlanan bütün sollar sınıftan kaçarak demokratik mücadele gibi yeni arayışlara yönelerek yeniden eski güçlerine kavuşma büyüme arzusuna kapıldılar. Kendi köklerinden beslenmeyen sol CHP nin başını çektiği muhafazakâr ve ırkçı temellerde buluşmuş millet ittifakı kuyrukçuluğuna kadar geriledi. Sapla samanın birbirine karıştığı düzeni besleyen bu tasfiyeci süreçlerde, devrimcilik iddiası taşıyan bazı gruplar mevcut sınırlı güçlerini heba ettikleri ve edilmeye devam edildiği, tarihsel referanslarla bakıldığında tahmin edilmesi mümkün, pratikte engellenmesi zor bir sürecin içine girdiler.
Sermaye sendika bürokratı ajanları ve tasfiyeci sollarla el ele arzuladığı kısmen denetim altına alınmış bir işçi sınıfına kavuştular.
İşçi sınıfı geçmişte de TKP’nin, 6 Haziran Ecevit Başbakan diyerek kuyruğuna taktığı CHP’nin oy deposu olarak yeniden sendikalar ve tasfiyeci sollar tarafından konsolide edildi.
Sermayenin müdahalesine gerek kalmadan sınıfın daha devrimci kesimlerini ve kuyruğuna takılmış solları denetim altında tutma görevi CHP nin kuyruğuna takılmış sınıfın içindeki Truva atı görevini üstlenen DİSK e verilmiş oldu.
Sendikalarda örgütlü işçiler bu gün sınıfın ayrıcalıklı ve apolitik bir kesimini oluşturuyor.
Bu ayrıcalıklı kesim kendi konfor düzeyini tehlikeye atacak hiçbir eyleme katılmıyor, sınıfa toplumun diğer kesimlerine dönük birçok saldırıya sessiz kalarak sınıf kardeşlerine ihanet ederek sahip olduklarını koruyor.
Sermaye saldırıları karşısında direnişe geçen işçiler kendi arkadaşlarının bile desteğini almakta zorlandılar. Yalnız bırakıldılar.
İşten atılan işçiler genellikle doğal devrimci eğilimleri olan, haklarını arayan, baskılar karşısında örgütlü mücadeleyi seçen, sınıfın doğal öncüsü işçileri önce sendikacılar direnişten vazgeçirmeye çalışarak cezalandırma yoluna gittiler.
CHP belediyelerinde örgütlü sendikalar işçilerden daha çok patronların sözcülüğünü yaparak koltuklarını korudular. Belediye başkanları ve işleri belediye başkanlarının çıkarlarını koruma olan Sendikacılar tarafından Şova dönüştürülen toplu sözleşme imzaları işçiler üzerinde bir baskıya, rızaya zorlandıkları bir kuşatmaya dönüştü.
Sendikacılar hiçbir eyleme işçileri taşımayarak onları dış devrimci etkilerden uzak tutarak politikleşmelerini engellediler.
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı Devlet Bahçeli olmak üzere bu yıl 1Mayıs’ın içini boşaltmaya çalışan elimizden almaya çalışan kutlama mesajları yağdıranlar oldu.
Ülkücü hareketten, İslamcı Cemaatlere bütün işçi düşmanları 1 Mayıs'ın üzerinde tepinmeye ve baskı altına almaya içini boşaltmaya çalıştılar. Onlar için en iyi olan alanlarda kutlanmayan 1 Mayıs tı. Bütün işçi sınıfı düşmanları el birliğiyle bunu yapmaya çalıştılar.
1 Mayıs’ın tam kapanma yalanının piyasaya sürüldüğü bütün işçilerin çalışmaya devam ettirildiği ancak gücünü ve öfkesini meydanlara taşıyacağı 1 Mayıs ta toplanmasına izin verilmeyeceği iddiasının işçi sınıfına ve tüm ezilenlere kabul ettirilmeye çalışıldığı bir süreci yaşadık. Ve bu çok yönlü kuşatmayı parçalayacak güçlerin bu gün birçok açıdan hazır olmadığı gerçeğinin bilincindeyiz.
Devrimcilerin, devrimciliklerini yapmadığı koşullarda işçi sınıfına ve toplumun bütün ezilen kesimlerine yönelik saldırıların daha da artacağını görmek için kâhin olmak gerekmiyor.
Bu koşulları değiştirmek için devrimci komünist bir kopuşa ve süreçlere sınıfın bütününü kapsayan bir bakışla müdahaleye ihtiyaç var.
Kendi varlığını bu kadar değersizleştiren, yok sayan, millet ittifakının onayını almak için sus pus olan hiçbir konuda ses çıkarmayan bir HDP çok ağır bedeller ödeyen kendi tabanına ihanet ederek hareketsizliği suskunluğu seçerek tasfiyeci bir tutum izliyor.
Bağımsız bir siyaset izlemekten vazgeçip millet ittifakını peşine düşen bir HDP bu kokuşmuş düzeni değiştirmek için kendisine yönelen milyonların beklentisini boşa düşürerek giderek bir umut olmaktan çıkıyor.
Kendi özgücüne güvenmeyen, düzen içinde oradan oraya savrulan bir HDP nin ne kendisine ne ona umut bağlayan milyonlara bir faydası olmayacaktır.
Sağlıklı bir beslenmenin bile büyük bir sorun haline geldiği, işsizliğin salgın hastalıktan hızlı yayıldığı, düzenden hoşnutsuzluğun intiharlarla, bireysel öfkeyle sokağa taştığı günümüz koşullarında yoksul ve emekçi kitlelerin kendi sesleri olabilecek bir HDP ye ihtiyaçları var.
Kendine güvenmeyen bir HDP’nin bu toplumun Kürt, Türk bütün halkların ezilenlerine umut olma şansıda olmayacaktır.
İşçi sınıfının yolunu kapatmaya devam eden DİSK, KESK, TMMOB ve TTB elitlerinin çağrısıyla yasak savma kabilinden birçok kentte basın açıklaması yapılacağı duyurusu bir iki gün öncesinden yapılmıştı.
Az sayıda insanın katıldığı açıklamalarda mikrofon elbette sınıfı denetim altında tutan tasfiyeci çetedeydi. Sendika yöneticileri sınıfı fabrikalarda bırakıp, kendi tabanlarını temsil etmekten yoksun odaların yöneticileriyle beraber pişkin bir ifadeyle açıklama alanlarında yerlerini aldılar. Devrimci gruplar “1 Mayıs Yasaklanamaz!” pankartıyla sayısal olarak güçsüz ama doğru bir tutumu öne çıkaran bir anlayışla, tasfiyecilerin belirlediği alana dahil oldular. Bu alanı dönüştürmek için seslerini yükseltmek kolay değildi elbet. 1 Mayısı teslim alan bu çeteye karşı farklı ses çıkaranlarda yeterince kalabalık olmadıklarından devlet güçlerinden payına düşen şiddeti aldılar.
Özellikle İzmir’de yapılan basın açıklamasında yaşananlar 1 Mayıs günü yaşanacakların habercisi niteliğindeydi.
Saat 11.00 den çok önce sayısız polis çok geniş bir alanı tutmuş adeta kuş uçurtmuyordu.
Açıklama saati yaklaşınca alana ilk önce bir avuç denebilecek eski tüfek EMEKLİ SEN üyesi gelip Kemeraltı girişinde bulunan çınar ağacının altında “BİRLİK, DAYANIŞMA, MÜCADELE yazlı pankartlarını açtılar. Pankartı gören polislerde bir kıpırdanma oldu sıralarını düzeltip mesafeyi biraz daha daraltarak Kemeraltı girişini kapatacak biçimde konumlandılar.
Herkesin neredeyse birbirini yıllardır tanığı simalar tek tek toplaşmaya ayaküstü sohbete başladılar. Her açıklamanın baş aktörü DİSK Ege Bölge sekreteri, Birleşik Metal İş sendikasını değişmez Başkanı, kendilerine sohbet edecek birkaç kişi bulup bir an önce bitsin de gidelim yüz ifadesiyle sıkıntılı bir görüntü sundular.
Vapur iskelesi tarafında toplanan Devrimci yapıların oluşturduğu “1 Mayıs Yasaklanamaz”
Platformu açıklamanın yapılacağı alana pankart ve bayraklarıyla güçlü sloganlar eşliğinde yürürken önleri kalabalık bir polis grubu tarafından kesildi etrafları kuşatıldı.
Açıklamanın yapılacağı yere neredeyse yüz metre gibi bir mesafede pankartı kapatın bayraklarınızı indirin ve slogan atmadan alana girin çağrısı daha güçlü sloganlarla karşılık buldu bu arada öndeki arkadaşlara dönük taciz ve saldırılar sonucu arbede yaşandı ve televizyonlara da yansıyan görüntüler eşliğinde öndeki arkadaşlardan üç kişi zor kullanılarak gözaltına alındı. Bu saldırı on beş yirmi dakika kadar sürmesine rağmen saldırıyı gören EMEP, KESK yöneticilerinin de içinde olduğu grup yerinden kıpırdamayarak uzaktan izledi.
HDP milletvekili Murat Çepni ve beraberindeki HDP'liler uzun süre polis şefleriyle sert tartışmalar yaşarken DİSK ege bölge sekreteri Memiş SARI yıllardır tanıdığı polis şefleriyle kendi meşrebince bir diyalog geliştirerek grubun slogan atmadan yürümesi yönünde anlaşmaya vardılar.
1 Mayıs Yasaklanamaz! Pankartının arkasındaki grup sloganlar atarak ve Memiş Sarı’nın önden yürüyerek adeta ben kurtardım havası vererek alana girdi. İşçi sınıfını devrimcilerden koruyan ve kurtaran sendikacılar devrimcileri de polisin elinden kurtararak (kurtarma görüntüsü vererek) aşınmış kimliklerini onarma gösterisi yapmış oldular.
1 Mayıs 2021 Sendikaların öncülüğünde sınıfın biriken öfkesinin kısmen denetim altına alındığı bir yıl olarak kayıtlara geçecek olsa bile devrimci iradenin varlığı daha büyük daha kitlesel başkaldırıların gün saydığı gerçeği egemenlerin ve işbirlikçilerinin korkulu rüyası olmaya devam edecek.
DEVRİMCİ 1 MAYIS'I YARATMAK İÇİN
SENDİKAL ÇETELERDEN, REFORMİST SİYASETLERDEN, EKONOMİK VE SENDİKALİST BAKIŞ AÇISINDAN KOPMAK GEREKİYOR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder