16 Mayıs 2026 Cumartesi

1 MAYIS 2026 DEĞERLENDİRMESİ



Emperyalistler arası paylaşım savaşının kızıştığı Ortadoğu coğrafyasında ABD’nin zayıflayan hegemonyasını tahkim etme çabası sonucunda Ortadoğu yeniden şekilleniyor. İktidarlar devriliyor topraklar yağmalanıyor, yeniden paylaşılıyor, birçok bölgesel güç kendini farklı zeminlerde yeniden inşa etmek zorunda kalıyor.

Temelleri cumhuriyet öncesine dayanan 1639 da Kasr’ı şirin antlaşmasıyla önce ikiye daha sonra Lozan antlaşmasıyla dört parçaya bölünen Kürdistan topraklarında yürütülen ulusal bağımsızlık mücadelesi her zamanki önemini koruyor.

Bölgede yaşanan birçok gelişmenin merkezinde 1. Paylaşım savaşının sonucunda 1920 de Lozan’la dört ülkeye pay edilen o günden bu yana da istikrarsızlığın ve kaynayan devrimci dinamiklerin canlılığını koruduğu bölgedeki egemen güçlerin karşıdevrimci müdahalelerinin yaşandığı Kürdistan yatıyor.

Geçmişte emperyalist güç ilişkileri tarafından belirlenen toprak paylaşımları, bölünen, parçalanan, ilhak ve işgal edilen toprakların ulusları tarafından bitmeyen bir özgürlük ve bağımsızlık isteğinin konusu olarak varlığını sürdürüyor.

Ne türden değişim yaşarsa yaşasın uzun yıllardır parçalanmış ve birçok ülke tarafından işgal edilmiş Filistin topraklarının sadece Müslüman olmayan İsrail devleti tarafından işgal edilen kesimindeki topraklarda süren işgal karşıtı Filistin’in ulusal bağımsızlık savaşı çözüme kavuşmuyor. İsrail devleti emperyalistler arası savaşın yarattığı koşulların açtığı imkânlardan yararlanarak kendi mevcut topraklarını Suriye ve Lübnan’a doğru genişletmek için işgal ettiği toprakları genişletiyor.

ABD’nin giderek zayıflayan hegemonyasını tahkim etmek için petrol kaynaklarını elinde bulunduran ülkelere yönelik giriştiği saldırılar istediği sonuçları üretmiyor. Saldırı girişimine muhatap olan ülkelerin iktidarları için yönetme zorluğunu büyütürken o ülkenin emekçileri ve baskı altında tutulan ulusları için yıkım ve daha da kötüleşen yaşam koşulları yaratarak mevcut istikrarı da sıkıntıya sokuyor. Buda sadece o ülkede değil bölgesel olarak krize yol açıyor devrimci dinamikleri kışkırtıyor.

Her savaş bir iç savaştır sözünü doğrularcasına bütün gözler İran’da yıllardır baskı altında tutulan Kürt ulusunu ve İran emekçilerinin büyük çoğunluğunu harekete geçirme potansiyelini tetikliyor. Gözler ve dikkatler Kürt örgütlenmelerinin alacağı tutuma yöneliyor. Dört parçada Kürt dinamiği yapısal farklılıklar nedeniyle ortak hareket etme iradesinden yoksun olsa da tabanda açığa çıkan örgütlü yıkıcı enerji bu devrimci dinamiğin çok kolay törpülenmesini, tasfiye edilmesini, düzen içine çekilmesini engelliyor. Bütün bölge ülkelerinde Kürt dinamiğinin olası yıkıcı sonuçlar üretmesi endişesi ortak, üstü örtük bir uzlaşma oluşmasını dayatıyor. Birbirine düşman, çıkarları çatışan devletler konu Kürtlerin özgürlüğü ve devletleşme ihtimali olunca koşulsuz ortak tutum alıyor ve her yeşeren umudu ezerek statükonun devamından yana olduklarını açıkça ortaya koymaktan çekinmiyorlar.

İşgal geçmişi çok uzun yıllara dayanan, bütün egemen güçler için Akdeniz’in stratejik bir adası olan Kıbrıs’ın parçalanmış ve birçok ülkenin askeri üsleriyle işgal altında tutulan toprakları bütün bölgeyi etkileyen ve çözüme kavuşmadıkça huzurun ve istikrarın sağlanamayacağı bölgedeki devrimci dinamikleri besleyen önemli başka bir noktayı işaret ediyor.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda tanınması, yeni Türk hükûmetinin İngiltere'nin Kıbrıs üzerindeki egemenliğini resmen tanıdığı (20. madde) 1923 Lozan Antlaşması ile gerçekleşti. Lozan antlaşmasının bir başka sonucu olarak parçalanan,  İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olmak üzere üç devletin işgali altında bulunan Kıbrıs’ın bölünmüş halklarının birleşik Kıbrıs mücadelesi de çok etkin bir güç olmasa da bir başka dinamik olarak varlığını sürdürüyor.

Devrimci dinamiklerin bunca güçlü olduğu ve bir türlü bastırılamadığı bu coğrafyada bu dinamikleri bölgesel bir devrimin imkânına dönüştürecek doğru tarihsel referanslarla ve bütünsel bir kavrayışla inşa edilmiş, kalıcılığı ve sürekliliğiyle kök salmış çabaların eksikliği önümüzde çözülmeyi bekleyen sorunların kapsamını ve derinliğini ortaya koyuyor.

Bu çerçeveden baktığımızda dünyadaki devrim dinamiğinin en güçlü olduğu yer zincirin zayıf halkası ayaklarımızın altında bulunuyor. İmkân ve olasılıkların devrimci duruma gebe olduğu bir coğrafyada olduğumuzu doğruladığı kadar öznel durumumuzun o kadar iç açıcı olmadığı da bir gerçek.

Tarih boyu birikmiş ve düzen içinde çözümü mümkün olmayan sorunların varlığı bu topraklardaki devrimci dinamikleri de sürekli ve canlı tutuyor.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbeleriyle sürekli kendini tahkim etmek zorunda kalan burjuva cumhuriyeti sonraki yıllarda da post modern darbe adıyla anılan bir çok iç operasyonlarla egemen sınıflar arası ittifakları konsolide etme çabasına yönelmiş ancak bir türlü istikrar sağlayamamıştır. T.C Kapitalist devleti derin bir rejim krizi yaşamakta ve bir türlü istikrarı sağlamak mümkün olmamaktadır. 16 Hazirandan Geziye bu topraklarda ayaklanma güncelliğini koruyor. Burjuva diktatörlüğünün varlığını koruması da ancak bu isyanları bastırma kapasitesine bağlı olarak sürüyor. Bir yandan Kürt ulusal dinamiğinin canlılığı, politikleşme ve örgütlülük düzeyi, diğer yandan emekçi sınıfların giderek kötüleşen çalışma ve yaşam koşulları,  giderek karşılığı heyecan vermekten uzaklaşan burjuva muhalefetin aşınan değersizleşen söylemlerinin yetersizliği, huzura, güvene, istikrara imkân tanımıyor. Bu topraklarda burjuva demokrasisinin bir beklenti ve hayal olarak bile kendini yeniden üretmesi hem söylem, hem de eylem düzeyinde karşılık bulmuyor.

Yaşadığımız süreçleri sınıflar savaşının kendi dinamiklerinin belirlediği bu çerçevede ele almadan doğru sonuçlara ulaşmak mümkün olmayacaktır.

2026 yılı 1 Mayıs’ını değerlendirirken bu çerçevenin ışığında hem imkân ve olasılıkları, hem de sürecin kırılgan yanlarını doğru okumaya çalışmak, anlık duygusal değerlendirmelerden uzak, tarihsel referansların ve kendi deneyimlerimizden çıkardığımız derslerle doğru değerlendirmeler yapmamızı doğru adımlar atmamamızı kolaylaştıracaktır.

                                               *                   *                     *

1 Mayıs’a giden süreçte geçmiş yıllardan farklı olarak bu yıl DİSK’in tutumunu beklemeksizin mücadeleci sendikaların öncülüğünde daha güçlü bir Taksim iradesi oluşturulmuş ve bu irade ön alarak 1 Mayıs’ta Taksime çıkacağını, toplanma yerini ve tarihsel anlamına uygun bir kutlamayı gerçekleştireceğini duyurmuştur. Taksim iradesi sermayenin dümen suyundaki sendikal bürokrasinin ve burjuva muhalefetin oyununu bozan bir adım olmuş, sınıf mücadelesi bayrağını oportünist, liberal, sosyal şoven, tutumları örtmek için kullanan yapılarla, devrimci mücadelede ısrar eden anlayışlar arasında derin bir yarılmanın başlangıç adımı olmuştur. Bu adım devrimci bir sınıf siyasetinin birlikte inşa edilmesi noktasında önemli bir iradenin görünür olmasını sağlamış, mücadelenin geleceği açısından güven verici bir zemin oluşmasının adımlarını atmıştır. Sermaye saldırıları karşısında sınıfı kuşatan, teslim almaya çalışan, siyasetsiz bırakan, sendikal bürokrasiyi teşhir ederek, tutsaklık zincirini parçalayan bir kopuşu iradi olarak ortaya koymuştur.

Sendika bürokrasisinden pratik kopuşun hızlandırıcı adımlarını atarak, işçi sınıfına doğru yol ve yöntemleri göstermek açısından bir mücadele odağını işaret ederek işçi sınıfının siyasetsizliğe mahkûm oluşuna son vermiştir. Sermaye işbirlikçisi sendikaların ve onların içinde yuvalanan oportünist, liberal sol eğilimlerin kuşatmasını da parçalayacak pratik yol ve yöntemi ortaya koymuştur. İşçi sınıfının kazanmak için mücadelenin sorumluluğunu üstlenmesiyle sonuç alacağını, sınıfı kuşatan bütün zincirleri parçalamanın tek yolunun savaşmaktan geçtiğini dosta düşmana göstermiştir. Asıl sorunumuzun kitlesel olmamak değil, siyasetsiz eylemsiz olmak olduğunu bunu da birlikte başarabileceğimizi doğrulamıştır. Taksime yürüme iradesi ortaya koyan her örgütlü devrimci mücadeleci yapı, işçi sınıfına gidilecek en doğru yolu açarak göstermiştir. 

Bu irade hızla kendini işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını gündelik çıkarların önüne koyarak sendikalizmden ve ekonomist, popülist anlayışlardan koparak devrimci mücadeleci bir temeli inşa edebilir. Taksim iradesinin ortaya koyduğu en önemli sonuç devrimci bir sınıf siyasetine duyulan ihtiyacın yakıcılığı ve ihtiyaca yanıt verme niyetinde olan güçlerin kararlı iradesinin ortaya konmuş olması ve bir mücadele odağının somut görünür kılınmasıdır.

Bu irade çok farklı kollardan sınıfın içine sızan farklı burjuva anlayışlarla boğulmaya ve düzen içine çekilmeye, ehlileştirilmeye çalışılacaktır. Ne yazık ki bunun son süreçlerde ortaya çıkan görünür olan ipuçları mevcuttur.

Sermaye düzeniyle karşı karşıya gelmeden, onu bütün kurumlarıyla hedef almadan, devrimci bir sınıf siyaseti kurulamaz. Ürettiğimiz dil, sermayenin temsilcileriyle kurduğumuz ilişki biçimi, sınıfla kurduğumuz ilişkinin zemini, doğru tarihsel referanslara dayanmıyorsa, sesimizi yükseltmemiz duygusal ajitasyonlar yapılması, dar günlük çıkarlar için vekilinden bakanına, burjuvazinin temsilcilerinin imdada çağırılması ve onlara teşekkür ederek mücadelenin sonlandırılması olası tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor.

İşçileri örgütlerken siyaset yapmayan, sermaye devletini hedef almayan, işçileri bir sınıf olarak değil tek tek kişiler olarak gören, tek derdi ücret, alacak, tazminat olan, eylemine burjuva devletin simgeleriyle başlayan, işçileri her kamera gördüğünde ağlayan, kendini acındıran, güçsüz gösteren adeta yalvaran bir konuma düşürmek, sınıf kimliğini ve mücadelesini deformasyona uğratan küçük burjuva popülizmini, kurtarıcı mesihleri bir model olarak inşa etmeye varan sonuçlar üretmektedir.

İşçi sınıfı ancak sınıf bilincine eriştiğinde, mücadeleyi siyasal olarak kavradığında, sermayeyle savaşa tutuştuğunda kurulacak kendi öncü partisiyle buluştuğunda devrimci bir güç olarak tarih sahnesine çıkacaktır.

Sınıf uzlaşmacı oportünist tutumlar, ekonomist, sendikalist dar anlayışlar, popülizm, işçicilik, tarihsel olarak mahkûm edilmiş burjuva anlayışlardır. Bu tutumların sınıfın içinde boy vermesi mücadelenin yönünü düzen içine çevirmesi bu zeminde kurması,mücadeleyi düzen sınırlarına hapsetmek anlamına gelir. Bu eğilim bu gün hem sol harekette hem de sınıf hareketinde oldukça güçlü bir eğilim olarak varlığını sürdürmektedir. Sınıfın burjuva ideolojisinin düzeni besleyen zehirleyici etkisi karşısında bir tutum alması ancak devrimci bir siyasal müdahaleyle mümkündür.  Sol içinde güçlü bir damara sahip olan sosyal şovenizme, düzen tamircisi liberal sol eğilimlere karşı güçlü bir mücadele hattı örülmelidir. Kürt ulusal mücadelesi hakkında, göçmen işçiler hakkında cümle kurmadan, taraf olmadan, sosyal şovenizmin zehirleyici etkisi kırılamaz, sınıfın bütünlüğü sağlanamaz. İşçi sınıfına gerçekleri söylemeden siyaset yapanlar burjuva düzene hizmet eden bir siyasal anlayışı yeniden üreterek oportünist bir tutumu benimsemiş olurlar. Büyük kentlere göçen Kürt, Suriyeli, Afganlı, Afrikalı ve diğer uluslardan göçmen işçiler işçi sınıfının en devrimci en çok ezilen kesimlerini temsil etmektedir. Bu gerçekliğin üstünden atlayarak sınıf siyaseti yapılamaz.

Sermaye sınıfına karşı işçi sınıfının yürüteceği mücadelenin nihai hedefi olarak kendi iktidarını kuracağı proleter devrimi savunmayı gerektirir. Mücadeleci sendikaların ve onlarla yol yürüyecek devrimci yapıların oluşturacağı zeminin sağlamlığı mevcut statükoyu hedef alan, ancak onu aşan bir içeriğe sahip olduğunda anlam kazanacaktır. Gündelik dar ekonomik talepler ve kazanımlarla sınırlı mücadeleler sınıfı yorar siyasetsiz bırakır. İşçi sınıfının nihai kurtuluşuna bağlanmayan bütün mücadeleler düzeni besler.

Bu yıl 1 Mayıs’ı İzmir özelinde değerlendirecek olursak öncesinde yapılan afiş ve bildirilerde öne çıkan vurgulardan nasıl geçeceğine dair bilgi veriyordu.

1.       Kapitalist “Cumhuriyete” sahip çıkma temelinde laik görünümlü sosyal şoven bir yarılma uzun süredir belirgin bir yükselişle bu yılda alana büyük ölçüde damgasını vuracağı belliydi.

2.       İşçi Emekçi Birliğinin öncülük ettiği 1 Mayıs kürsüsü işçilerin olmalı bildirisi ışığında bu yıl daha aktif bir müdahaleyle alanda İstiklal marşının okunmaması ve İşçi düşmanı belediye patronu Cemil Tugay’ın sahnede konuşturulmaması yönündeki çaba bildiriye imza atan bileşenlerin güçlü ortak pratik bir iradeyi ortaya koyamaması nedeniyle kısmen sonuç vermiş oldu. Cemil TUGAY konuşma yapamadı ancak sahne egemenliği yine Türk İş, Genel İş, KESK ve onun işbirlikçisi TTB, TMMOB ve İzmir Barosu gibi kurumların egemenliğinde kaldı. KESK adına  Sol Partililerin mikrofonu elinden bırakmadığı attıkları içi boş sloganlarla protestoları ve farklı sesleri boğmaya çalıştığı bir basınç uyguladılar.

3.       DEM Parti’nin alana girmediği, diğer Kürt örgütlenmelerinin katılmadığı, liberal solun egemen olduğu, devrimci yapıların dağınık ve güçsüz olduğu, bir arada duramadığı, sosyal şoven bir hava hakim oldu.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Tarihten bir yaprak

 

Timothy Bennet

Ayakkabıcı, ayakkabı tamircisi

1676 - 1756

"Dünyayı bulduğumdan daha kötü bir yer olarak bırakmak istemiyorum."


Bölge sakinleri Bushy Park'tan geçiş haklarını kaybediyor.

Bushy Park'tan geçen ve Cobbler's Way olarak adlandırılan bir patika, Timothy Bennet'in 1754 yılında Hampton Wick ile Hampton Town's End arasındaki parktan ücretsiz geçiş için başlattığı kampanyayı kaydetmektedir. Bu ve diğer patikalar, 2. Halifax Kontu'nun (2. nesil) parkı bir duvarla çevrelediği 1734 yılında fiilen kapatılmıştı. Timothy Bennet'in iş yeri, bugün Hampton Wick'te bulunan Swan Public House otoparkının bulunduğu yere yakındı. Kapanmanın bölge sakinlerine verdiği rahatsızlıktan oldukça rahatsız olmuştu. Hampton Wick'te yaşayanlar Hampton'daki kiliseye gitmek için daha uzun bir yol yürümek zorunda kalırken, Hampton sakinleri de Kingston Pazarı'na daha uzun bir yolculuk yapmak zorunda kalıyordu. Bennet'in kendisi de ticaretinde bir azalma yaşamış olabilir, ancak kampanyasına başlaması 20 yıl sürmüş gibi görünüyor.

Ücretsiz erişim yeniden sağlandı.

Parkın bekçisi Halifax Kontu tarafından sorgulanan Bennet, halk adına şu sözlerle savunmasını yaptı: "Dünyayı bulduğumdan daha kötü bir yer olarak bırakmaya razı değilim." Bunun üzerine parka serbest erişim yeniden sağlandı.

Dürüst ayakkabı tamircisine takdir

1756'da öldüğünde, Gentleman's Magazine 6 Haziran'da şu haberi yayınladı:
"Hampton Court'un dürüst Presbiteryen ayakkabıcısı Tim Bennet, uzun yıllar halktan esirgenen Bushey Park'tan ücretsiz geçiş hakkını elde etmişti ve 80 yaşına yaklaşmıştı."

1900 yılında Sandy Lane'de bir anıt dikilmesiyle geç de olsa takdir gördü. Anıtta şu yazı yer alıyordu:
"Hampton Wick'li ayakkabı ustası Timothy Bennet'in anısına. Onun çabaları sayesinde bitişikteki patika halkın kullanımına ve keyfine sunulmuştur."

Timothy Bennet bu olayı kutlayan bir oyun yazdı ve oyunun son satırları (sayfa 45) kampanyasının başarısını ortaya koyuyor:

Ben. Pekala, Deborah! İyi dava zafer kazandı!
Bayan Ben. Tanrıya şükür! Sevgili kocam.
Mary. Ah, Timothy Amca, çok sevindim!
Ben. Hakimler duruşmayı kısa kestiler ve Ranger'ın hiçbir davası olmadığını ilan ettiler; bu yüzden yüz poundun büyük bir kısmı bana iade edildi.
Mary. O zaman Jack ve Martha sonunda evlenebilirler! Ve düğün alayları, Amca'nın açtığı yoldan geçmeli.
Ben. Hayır, Mary – uygunsuz bir zafer değil. Ve yolu ben açtım deme: İngiltere yasaları bunu bizim için yaptı.
 Son.

Olay yeri ve karakterler şu şekildedir:

Olay Yeri: Kısmen Hampton Wick'te, kısmen Londra'da.
1738'den 1752'ye kadar.

1. Perde, Zaman 1738-1739.
1. Sahne – Hampton Wick'te Bir Ayakkabıcı Dükkanı.

Timothy Bennet John Bennet – Oğlu
Halifax Kontu – Orman Muhafızı
William – Hizmetçi
Bayan Bennet – Timothy Bennet'in Karısı Leydi Betty – Orman Muhafızının Kız Kardeşi
Martha Wilson – Leydi Betty'nin Hizmetçisi
Mary Bennet – Timothy Bennet'in Yeğeni

Daha fazla okuma

Kathy White ve Peter Foster, Bushy Park – Royals, Rangers and Rogues, Foundry Press, 1997
John Sheaf & Ken Howe, Hampton and Teddington Past, Historical Publications, 1995
CM Anstead & GD Heath, Bushy Park – Victorian Playground of the People, Borough of Twickenham Local History Society Paper No4, 1965 Timothy Bennett – a play pp. 45 [G. Bell & Sons: London 1883.] 80. British Library, Humanities pre 1975
Shelfmark: 11777.b.17. (5)