12 Mayıs 2013 Pazar

1 MAYIS TUTSAKLIĞI ÜZERİNE KISA DÜŞÜNCELER..

İstanbul valisinin günler öncesinden Taksime izin verilmeyeceği yönündeki açıklamalarıyla başlayan süreç sanki izin verilebilirmiş rahatlığıyla karşılandı.Bu yasaklamanın ciddiye alındığını ve alana her şeye rağmen girme iradesinin gösterileceğini hissettiren bunu duyuran bir söylem ve çalışma yapıldığına dair bir ipucu, beklenti içindeki katılacak kitleye yansımadı. Alanda 1 Mayıs öncesi DİSK genel sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun ; "yaptığımız incelemeler sonucu kazı alanının sorun yaratmayacağı" ve 1 Mayısın kutlanmasına engel oluşturmadığına dair yaptığı açıklamalar belirsizliği dağıtacak bir içerikten yoksun, alana zorla da olsa girme iradesini çok net açığa çıkaran cinsten açıklamalar olmamıştır. Belli ki yeni DİSK yönetimi güçlü bir iradeyi ortaya koyabilecek organik bir bütünlük sergileyecek düzeyde kaynaşamamıştır. Genel iş ten DİSK’in başına geçen Kani Beko’nun mücadeleci bir tutum alacağına dair bir beklentinin oluşmasına neden olacak hiç bir ipucu da geçmiş künyesinden bulunamamıştır..Sınıfa saldırının oldukça derinleştiği bir dönemde sendikaların yıllardır çürüyen yapısı,ve başta sendikalar eliyle işçi sınıfında geliştirilen apolitizm, ve sınıf bilincinin yok edilmesi çabaları sonuç vermiştir.Hiç bir dayanışma grevi yada güçlü bir destek çok uzun zamandır örgütlü bir biçimde hayata geçirilememiştir.. Özelleştirmeler bu rahatlıkla kolayca yapılmıştır.Bütün oldukça yığınsal sendikal örgütlü işçi barındıran kamuya ait devasa üretim alanlarının birer birer önce taşeronlaştırılması sonra tasfiye süreci ve yerli yada yabancı sermayeye devredilmesi sözde göstermelik karşı çıkışlarla açıkça oynan bir oyunla sendikaların desteğiyle hiçbir ciddi karşı çıkış yaşanmadan gerçekleşmiştir. Uzun süredir içten içe devam eden tasfiye süreci doğru teşhis edilemediği için sınıfın durumu hakkında çok doğru değerlendirmeler yapılamamış ve buna bağlı olarak uygun pratikler üretilememiştir.Sermayenin her düzeyde saldırılarının sonucunda hoşnutsuz kalabalıkların mücadele alanlarında birikmesi sermaye tarafından öngörüldüğü üzere gerekli hazırlıklarda yapılmış burjuva ideolojisinin sınıf üzerindeki belirleyici etkisi ve denetimi güçlendirilmiştir. Sınıfı örgütleme iddiasında olan tüm sol (sosyalist komünist) cenahın bu gerçekliği kavrayışı ve geçmişi sorunlu bir temele dayandığından sınıf ilişkileri ve sınıf siyasetini belirleme gücü oldukça zayıftır.Düzen içi çözüm üretme temelinde yürütülen hak, ücret ve “demokrasi” mücadelesinin peşine takılanlar bugün işçi sınıfı karşısında inandırıcılığını ve sınıf bağlarını yitirmiştir. Ücret sendikacılığının,şovenizm ve dinsel ideolojinin körelttiği sınıf bilinciyle, sınıf kimliğinden arınmış büyük bir işçi kitlesi sadece kendi iş yerleri yada iş kollarıyla ilgili harekete geçme refleksi dışında hareket edemez hale gelmiş, dayanışma duygusundan yoksun bırakılmıştır. Sınıfın ve sol’un parçalı yapısıyla ve sınıf dışı bir algıyla farklı gündemlerle karşıladığı bir 1 Mayıs olacakların ipuçlarını çok önceden vermiştir. Öncesinde kendini yapısal olarak sınıftan uzak bir bakışla tanımlayan yapıların 1 Mayıs’tan yaralarına medet olmasını ummaları tam bir aymazlıktır.Sorun yapısaldır ve palyatif tedbirlerle günübirlik aktivitelerle çözülemeyecek kadar derindir,karmaşıktır.

 SOL VE SENDİKALAR Sınıfa yön vermesi gereken iktidar hedefli bir yapılanmanın(sınıf partisinin) olmadığı tarihsel koşullarda, sınıfın düzen içi örgütleri olan sendikalarında bu olumsuzluğun belirlenimi altında olması doğası gereğidir.Sınıfın motor gücü, sınıf siyasetini üreten sınıfı kendi iktidarı için örgütleyen ,sınıfla birlikte hareket etme yeteneği gücü ve kabiliyeti kazanmış Devrimci Sağlık İş’in mücadeleci bir ruhla taşeron işçilerini örgütlemesi, yol açıcı bir işlev görmüştür ancak ,sınıf siyaseti açısından yetersiz bir arka plana ve algıya sahip (işçi sınıfını “halk”ın bir parçası olarak görmesi) olması gelecek adına umutları zayıflatmaktadır.Bu gün en önemli sorun sınıfın gözünü dikeceği kulak kabartacağı çağrısına uyacağı,sınıfı kucaklayabilecek, etkisi altına alacak bir sınıf partisinin olmamasıdır.Bu tarihsel koşullarda sınıfın gelişen saldırılara gerekli yanıtı vermesinin ,DİSK üzerinden sınıfın yolunun açılması beklentisi boş bir hayaldir.Yeni seçilen DİSK in sınıfın yolunu açabilecek ne bir anlayışı vardır nede niyeti.Çoğu sendikada olduğu gibi Bürokratik sendikacılığın hakim olduğu bir yapılanma söz konusudur.DİSK e bağlı sendikaların hep birlikte yüksek katılımlı bir eylem yaptığına üretimden gelen gücünü hakkını vererek kullandığına şahit olan var mı bilmiyorum. İşçi Sınıfının 1 Mayıs gibi yüz binlerce işçi ve devrimcinin tarihsel anlamı ve geleneği olan bu merkezi eylemi her dönemde herkes açısından çok yönlü bir sınav niteliğindedir. 1 Mayıs sermaye sınıfına karşı iktidar talebinin yükseltilmesi gereken bir gün niteliğinde olması gerekirken burjuva düzeni tamir heveslilerinin egemen olduğu yüzlerce düzen içi talebin ,tepki hareketlerinin farklı biçimlerde alana taşındığı işçi sınıfını ve sosyalizm iddiasını gölgede bıraktığı ,herkesin her şeyi yapabileceği, dejenerasyona uğramış bir alana dönüşmüştür.Bu çürüme ,sermayenin ve sınıfı uyutan sendikacıların rahat nefes almasını sağlayan bir işlevi yerine getirmektedir.Televizyonlarda 1 Mayıs sermaye hizmetindeki en gerici sendikaların arasına serpilen DİSK içindeki sendikacıyla tartışılır hale gelmiştir.Bu kavga gününün gerçek muhatapları sokaklarda barikatları aşmak için yürüttükleri mücadeleyle tarihe not düşmektedir. İşçi sınıfı üzerindeki her türlü kuşatma ağırlaşarak sürmektedir.Siyasallaşmamış bir işçi sınıfından tarihsel rolüne uygun davranmasını beklemek hayal kurmaktır.Ayağı yere basmayan hayallerin de gerçek olma şansı yok denecek kadar azdır. Yıllardır savaş nedeniyle ve sendikalarında çanak tutmasıyla şovenizmle beslenen, İşçi sınıfı başta Kürtlerden ve onların dostu olan devrimcilerden uzak tutulmuştur.Alanlarda neredeyse hiç karşılaştırılmadan İşçiler alandan çıkarılmış sonra devrimciler ve Kürtler alana sokulmuştur.Türk İş kendi örgütlü işçilerine alana girmeden bayrak dağıtarak 1 mayısın Enternasyonalist ruhuna şovenizmin zehrini zerk etmiş Kürt düşmanlığı bizzat sendikacılar eliyle sınıfın ruhuna kazınmıştır.Bu anlayış sadece Hak iş ve Türk İş’e değil DİSK in sendikalarına da nüfuz etmiştir ,neredeyse Birleşik Metal işin tüm yürüyüşlerinde önde cumhuriyet bayramına gider gibi bir Türk bayrağı sallanmaktadır . Dört beş sıra bayrak dizen sendikalarda mevcuttur .Bu bayrak kime karşıdır? Bu sorunun cevabı zor değildir. Sendikalarda solcu geçinen bir çok sendikacı Barış istemi nedeniyle kendi arkadaşlarına saldıracak düzeyde ulusalcı şoven duygulara sahiptir.(Bu 1 mayısta olduğu gibi Eğitim Sen içindeki sözde solcuların “İzmirli Emekçiler Barışı Selamlıyor” pankartını indirmek istemeleri taşıyanları tehdit etmeleri somut bir örnektir.) 1 Mayısa girmeden çok önceden, alana gidecek işçilere soyut ” birlik dayanışma mücadele “ çağrısı yapan sendikalar, işçilerin birliğini bizzat kendi elleriyle zaten parçalamışlardır. Sendikaların illere göre pankartları da istemleri de çok farklıdır,Diyarbakır,Van ve diğer Kürt illerinde Kürt işçilerin talepleriyle, İzmir’de ve diğer işçi sınıfı kimliğinin değil Türklüğün öne çıkarıldığı illerde “Cumhuriyeti korumaya” kadar varan bir tutuma kadar kaymıştır. İşçi sınıfının düşmanı kendileri gibi işçi olan Kürt kardeşleri değil sermaye sınıfıdır. 1 Mayısın tarihsel anlamını bozan, onu zehirleyen bu şovenizm zehri ,politik alanı da ayrıştırmış, kendine “komünist, sosyalist,devrimci” diyenler dahil bir çok siyasi yapıyı bu şoven dalgaya göre konumlandırmıştır.Kimi alanını,kimi bayrağını ayırmış sınıfın birlik duygusunu zedeleyen sınıfsal değil,burjuva ideolojisinden beslenen milliyetçi ulusalcı bir ayrışma yaşanmıştır.Oysa kendine Marksizmi referans alanlar bilir ki ne Marks’ta ne Lenin’de ulusal bir bölünmeyi haklı çıkarabilecek bir satır bile yoktur. “İşçi sınıfının vatanı yoktur” söylemi ulusal bölünmelere karşı geliştirilmiş enternasyonalist kapsayıcılığı esas alan bir temele dayanmaktadır.(Kadıköy'de)Ayrı alanlarda enternasyonali söylerken ” yurdumuz bütün cihandır bizim” cümlesinin hangi ruh haliyle söylediği konuya vakıf olanlar tarafından merak konusudur. 1 Mayıs alanı işçi sınıfına önderlik iddiasında olan komünistler açısından tarih boyu ulusal bayrakların dalgalandığı,burjuva cumhuriyetinin kutsandığı yerler değil, İşçi sınıfının kendisini tutsak eden ulusallık zincirini parçaladığı, gözlerini kör eden şovenizmin göz bağlarından kurtulduğu Bütün ülkelerin işçileriyle birleşme duygusunu taşıdığı ve yükselttiği alanlar olmuştur. Kendi zihnini burjuva ulusçuluğuyla dolduran,sermayenin çizdiği sınırları esas alanlar, kendilerini nasıl adlandırırsa adlandırsınlar katıksız ezen ulus şovenizmiyle maluldürler. Bu tutumun sürdürülmesi halinde Kürt ve Türk işçilerin ayrı sendikalarda örgütlenmesinin yolu açılacak sınıf birliğe değil bölünmeye uğrayacaktır. Sınıf örgütleri için asıl olan işçi sınıfı kimliğidir, bu yüzden sendikalar işçileri bölen bir tutum takınamazlar ulusal bayrakları, ulusal sınırları değil tüm dünya işçilerini kucaklayan,işçi sınıfını bölen tün ayrılıkları ortadan kaldıran birleştirici dayanışmacı ortak mücadeleyi esas alan sermaye karşıtı bir tutum geliştirirler. Taksime çıkma uğruna yıllardır yaşanan çatışmalarda Devletin uyguladığı şiddet karşısında yüzlerce insanın yaralandığı ölümün eşiğine geldiği ve çatışmaların sürdüğü anlarda , DİSK binasının içine kadar giren polisin,hedef gözeterek atılan gaz bombalarıyla yapılan bu vahşice saldırıları karşısında DİSK Genel başkanının İstanbul sokaklarında çatışma istemiyoruz, Esnafa zarar verilmesini istemiyoruz yönündeki beyanı ayrıca değerlendirmeye muhtaçtır. 

İZMİRDE 1 MAYIS
 İzmir özelinde ayrı bir değerlendirme yapmak gerekirse yukarıda ki saptamalara ek olarak bu yıl katılım son yıllara oranla oldukça fazlaydı başta Türk İş ve sonrada DİSK olmak üzere Sendikaların alana sabahtan girmeye başladığı Konak yönünden gelen KESK ve diğer sosyalist parti ve yapıların her yıl olduğu gibi işçilerin çoğu dağıldıktan sonra alana alınmaya başladığı ve bir bütün olarak kitlenin hiçbir zaman bir arada olmadığı organize bir alan vardı. Her yıl arabaların ve kürsünün üzerinde görmeye alıştığımız Sendikacıların içeriksiz apolitik Taksim’deki çatışmayı laf olsun diye duyuran geçiştirici söylemleri .Bolca davul Zurnacının alana salındığı binlerce düdük satıldığı ve öttürülmesinin önemli bir iş sayıldığı, neredeyse kimsenin slogan atamadığı sınıf kimliğini ve mücadele vurgusunun bir türlü merkezileşemediği, her kafadan ayrı seslerin çıktığı kürsünün sendikacılar tarafından korunup hiçbir işçinin sokulmadığı .Sanatçı diye sahneye çıkan Süavi’nin “ bu memleket bizim” diyerek şoven duygularıyla ve kendi reklamını yapan, sonrada gelecek konser tekliflerinin önünü açmak hesabıyla Mehmet AĞAR’ı Aydın Yenipazar"  konukevi'nde ziyaret eden, dostu Konak belediye Başkanı Hakan TARTAN’ı kürsüden saygı ve sevgiyle anons eden,İşçi partisi ve diğer grupların ayrı alanda kutlama yapmasının sınıfı böldüğünü düşünen ve buna üzüldüğünü belirten bir adamı sahneye çıkarıp dinletenlerin egemenliğinde bir organizasyondu.Sahte içi boş Barış çağrıları yapanların egemen olduğu alan, bizzat 1 Mayısı organize eden Sendikalar eliyle Apolitizmin ve Şovenizm zehrine bulanmıştır. Konak belediye Başkanı Hakan TARTAN’ın işten attığı işçilerin günlerce soğuk ayaz demeden Belediyenin kapısında yattığı her türlü şiddete maruz kaldığı ve geri alınmadığı günler,işçilerin,devrimcilerin, sınıf dostlarının hafızalarında hala çok tazedir.Devrimcileri aptal yerine koyan, onları bir geçim aracına indirgeyen bu çürümüş sanatçı bozuntuları CHP’ li belediyelerin yağcılığını yaparak geçinmeyi iş edinmişlerdir.Bu türden insanların 1 mayıs alanlarında boy göstermesi bütün devrimcilerin utancıdır.Sınıf mücadelesini kirleten bu anlayışta insanlara izin verilmemesi onun o kürsüden indirilmesi tüm işçilerin ,devrimcilerin görevidir. İşçi sınıfı ve devrimci sosyalist güçler ,yıllardır sınıf kimliğini çürüten, Sendikacı,CHP’li Belediye Başkanı ve Şoven sanatçı bozuntularıyla ve tüm liberal tasfiyeci anlayışların kuşatmasını kırmak zorundadır. İşçi sınıfı devrimcileri çok güçlü bir hafızaya sahip olmalıdır,unuttuğumuz her saldırı büyüyerek tekrar bizi daha güçlü bir biçimde vuracaktır. Malatya’yı ,Maraş’ı ,Çorum’u unutanlara, Sivas’ı yaşatırlar. 77 katliamını,Tariş’i, 80 askeri cuntasını,sonrasında başbakanın elini öpmek için kuyruğa giren geçmişin “solcu” sanatçı,aydın,yazar,çizer,gazeteci takımını unutmayacaksın. Unutursan kaybedersin seni içinden çökertirler. Hafızan güçlü olacak hem de çok güçlü,ihaneti hoş görmeyeceksin,dürüst namuslu mücadeleci insanları kaybedersin.Onlar içine sızar seni mücadeleni çürütür. Dostunu düşmanını ayıracaksın,bir şey olmamış gibi yanında yörende dolaşamayacaklar,senin olduğun yerde onları barındırmayacaksın yüzlerine tüküreceksin. Şarkılarını dinlemeyeceksin,Kitaplarını,gazetelerini okumayacaksın,filmlerini izlemeyeceksin 1 mayıs alanlarında şov yapıp sermayenin reklamlarına çıkarak banka işçilerini işsiz bırakmak için bankamatik reklamı yapanları hafızana kazıyacaksın, onları o alanlardan atacaksın.THY den işten atılan yüzlerce işçi günlerdir direnirken Grup yorum konserinde şiirler okuyup “Amerika’ya kafa tutan” sonra gidip THY’nin reklamlarını seslendirerek ,gidip Osmanlı’yı öven dizide Ebu Suud efendiyi oynayarak (aklayacak),Sen onu hiçbir şey olmamış gibi alkışlamayacaksın. Kuşatma çok büyük çok uyanık olacaksın Sermaye zehrini cilalı ambalajlı paketlerinde gülümseyen yüzlü işbirlikçileriyle sunuyor. Kanmayacaksın…. 1 Mayısı bu soysuzların elinden kurtarmadıkça o alan işçilere değil sermayeye ait olacaktır. Kürsüde ne zaman işten atılanlar konuşacak,ne zaman günlerce gecelerce direnen işçiler konuşacak,ne zaman Kürt işçileri anadillerinde Sosyalizmi ,
Asıl taleplerini iktidarı almayı sınıfsız bir toplumu dünyayı haykıracaklar o zaman o alan bizim olacak.Geri kazanacağız bütün alanları..Sadece işçi sınıfının kızıl bayrağı dalgalanacak, o zaman hep bir ağızdan kentlerin meydanlarında enternasyonali haykıracağız.İkiyüzlülük ,ihanet,çıkar,şovenizm kovulacak alanlardan,hep birlikte hiçbir ayrım kalmadan tek bir sıkılı yumruk olup vuracağız hançerimizi sermayenin kalbine, keseceğiz nefesini ..işte o zaman bizim olacak alanlar,fabrikalar okullar,hastaneler bizim olduğumuz emek ürettiğimiz her yer gerçek anlamda bizim olacak..Gerçek özgürlük rüzgarı  o zaman esecek bütün coğrafyalarda….

 1 Mayıs 2013

Hiç yorum yok: