23 Mayıs 2013 Perşembe

"IŞIKKENT'TE AYAKLANMA"


20-21-22 Mayıs 2013 günü yaşananlar  "Işıkkent ayakkabıcılar sitesinde ayaklanma" başlığıyla basına yansıdı. 
Işıkkent'te yaşanan gerçek neydi ona biraz yakından bakalım.
Ayakkabı sektörü 80 li yıllardan bu yana kabuk değiştiriyor.Küçük üretim yerini daha büyük fabrikalara parça başı ücret, aylık ücret sistemiyle çalışan işçiliğe evriliyordu.Ancak bu durum ayakkabı üretimi yapan bütün atölyelerin büyüyeceği anlamına gelmiyordu.Küçük üretim yapan bir çok Atölye iflas edip kapanırken onların bıraktığı boşluğu daha da büyüyen yeni sermaye sahipleri alıyordu.Ayakkabıcıların eski çalışma alışkanlıkları yerini daha düzenli çalışmaya, her gün alınan Brostanca haftada bire, daha sonraları çoğu atölyede hiç verilmemeye başlanıyordu.Üretime makinelerin girmesiyle Haftalıklar aylığa dönüşüyor, aylıklar düzenli ödenmiyor, çalıştığın parayı almak işkenceye dönüşüyordu. Ücretler her gün daha da azalıyor çalışma şartları kötüleşiyordu.Monta makinesi olan daha büyük atölyelerde bant sistemine geçiliyor .İşçiler ayakkabının sadece bir kısmını  yani sürekli aynı işi yaparak değersizleşiyordu.Bu durum zam istemeyi zorlaştıran bir engel oluşturuyor işçi zam istediğinde "senin yaptığın işi yapacak sokakta bir sürü insan" var cevabını alıyordu.Üretim hızlanmış,ücretler düşmüş,çalışma süreleri uzamıştı.Ayakkabı işçileri daha önceki yıllarda alıştıkları rahat çalışma koşullarını ve bugünden çok daha iyi geçinebildikleri ücretlerini zaman içinde kaybetmiş ve hızla yıpranan psikolojisi bozulan kronik bir sefaletin içine itiliyorlardı.
Onlar yoksullaşırken Fabrikalara yeni makineler alınıyor Atölyeler büyüyor fabrikaya dönüşüyordu.
Patronların Zenginliği arttıkça altlarındaki otomobillerin markaları yükseliyor,çocukları yurt dışında eğitim görüyor mülkleri ve banka hesapları hızla artıyordu.Edinilen zenginlik işçilere hiç yansımıyor ,giderek dahada  yoksullaşıyor eve gidebilecek servis parası bazen yemek parası bulamayacak hale geliyordu .
Tekelleşme dedikleri süreç böyle işliyordu sermaye ne kadar büyürse büyüsün sermayenin daha hızlı büyüdüğü ücretlerin daha düşük olduğu coğrafyalar vardı.Büyük patronlar ÇİN'den ayakkabı, hazır saya getirerek daha hızlı,daha çok para biriktirmek istiyorlardı.ÇİN den gelen ayakkabı buradaki üretimi düşürüyor işsizlik artıyordu.Hazır sayaların gelmesi çok daha yoğun işçiliğe rağmen buradan dikilen den hem daha güzel hem daha ucuz olması buradaki parça başı  işçilik ücretinin düşmesine yol açıyordu .
Onların derdi daha o zaman bir patronun yüzümüze şakayla karışık Çin'den işçi getireceğim size para yetiştiremiyoruz diyerek asıl özlemini dile getiriyordu.Onlar çok daha ucuza çalışan ses çıkarmayan işçiler istiyordu.Karı arttırmanın tek yolu buydu,dünyanın en ucuza çalışan işçileri bütün dünyada işçilik ücretlerini belirler bu bir kuraldır.Bu kural tekstil sektöründe yıllardan beri işliyor .
Üzerimize giydiğimiz bir çok tekstil  ürünü başta Çin,Malezya,Bangladeş ve uzak Asya'daki diğer ülkelerde kölelik koşullarında çalıştırılan kadın çocuk işçiler tarafından üretiliyor.Bütün patronlar dünyadaki en ucuz iş gücü bölgelerine akıyor.Emek ucuzluyor bedavalaşıyor,işçiler ölümüne çalıştırılıyor.Patronlar yinede doymuyorlar daha çok kar güdüsüyle işçilere daha fazla saldırıyorlar.Sitede daha küçük ölçekli üretim yapan Atölyelerin ayakta kalabilmesi için ucuz iş gücüne ihtiyaç duyduğu bir dönemde önce kürt işçiler emek pazarına girdi savaş nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kalan kürtler ucuz işgücü olarak çalıştırılmaya başlandı."Milliyetçi patronlar" sömürü söz konusu olunca bunu önemsemediler.Önce  düşen ücretlerin sorumlusu olarak onları gördük düşman belledik ama durum dünyanın her yerinde aynı seyrediyordu.Avrupa ülkelerindeki sermayede Afrikalı göçmenlerden tutun hangi ulustan olduğuna bakmaksızın ucuza çalıştırabileceği her işçiye göz yumuyor.Bakmayın "demokrasi insan hakları" yalanlarına onlarda ucuz iş gücü sömürüsünü temel alıyorlar.İşçi sınıfı hep aynı hikayeyle kandırılıyor.Göçmenler geldi işsiz kaldık ,onlar geldi ücretler düştü,hepsi koca bir yalan.Onlar yokken de bizi daha ucuza çalıştırmak istiyorlardı ama koşulları uygun değildi.Şimdide Suriyelileri bahane ediyorlar.Bütün hükumetlerin değişmeyen ortak amacı işçileri daha ucuza çalıştırmanın yollarını aramaktır.Bu ülkede on yılda 11.000 evet (on bir bin) işçi iş cinayetlerinde göz göre göre  patronların kar hırsı uğruna öldürüldü.On binlerce Çocuk ucuz  işgücü olarak sömürüye dahil oldu.

*Suriye'de yaşananlar bahane edilerek yaklaşık 1 milyon SURİYE'li mülteci ( ucuz iş gücü) Türkiye sınırlarından içeri alındı.Çadırlarda uzun süre kalamayacakları çok önceden belliydi bu insanların çaresizdiler yaşamak zorundaydılar.Bunun insani yönü sürekli öne çıkarılarak Hükumet , TÜSİAD,TOBB gibi sermaye kurumları  kardeşlerimize bakmak insanlık görevimiz diyen Başbakanın ellerini ovuşturarak bu insanların bütün sanayi sitelerinde kölelik koşullarında çalıştırılmak üzere sermayeye hediye edilmek üzere sınırlarımızdan içeri sokulduğunu çok önceden öngörmüş bu bilinçle davranmışlardı.
Işıkkent'te yaşamak için çok kölelik koşullarında bedava denecek ücretlerle çalıştırılan Suriye'li işçiler düşmanımız değildir.Onlar sınıf kardeşimizdir Asıl görmemiz gereken onları bu koşullarda çalıştıran ve karlarını arttırmak için hiç bir insani duygu taşımadan onları iliğine kadar sömüren ayakkabı patronlarıdır.

Onlarında rekabet etmek için çok fazla şansları yoktur,iş gücünü ucuzlatmak her patronun zorunlu yönelimidir.
Sorunu sadece Işıkkent'le sınırlı düşünmek bizi yanlış sonuçlara götürecektir.İşçilere yönelik köleleştirme saldırısı dünya çapında bir saldırıdır. Işıkkent'te başlayan emeğe yönelik saldırıların iyice artmasına karşı direniş ve insanlık dışı koşullara isyan etmek haklıdır ama eksiktir.Kendini Hava meydanlarında direnen Hava iş çalışanı işçilerle,Hey tekstil işçileriyle,TOGO işçileriyle,günlerdir çeşitli eylemler  yapan Metal işçileriyle birlikte düşünmeyen işçilerin kurtulması mümkün değildir.Mücadele eden bütün işçiler işçi sınıfını parçasıdır.İşçi sınıfı bir bütündür onun için TÜSİAD,MÜSİAD,gibi patron örgütleri vardır.
Önce sitede çalışan bütün işçiler birlikte davranacak bir örgütlülük düzeyine erişmelidir.Bu kavga kısa vadede sonuç alınacak bir kavga değildir.Bir anlık öfkeyle yapacaklarımız sınırlıdır.Kalıcı kazanımlar için Kundura işçilerinin aralarında hiç bir ayrım gözetmeksizin özellikle Suryeliler dahil bir bütün olarak örgütlenmesi şarttır.Kundura işçileri kendini bir güç olarak sahneye taşıyacak bir sınıf kimliği edinmelidir.
Hazırlıksız kendiliğinden eylemlerin fazla başarı şansı  olamaz.Taleplerini netleştiren, bunun arkasında büyük bir güçle ve karalılıkla duran uzun soluklu bir mücadeleyi göğüsleyebilecek bir örgütlenmeye sahip olmak olmazsa olmazımızdır.Örgütsüz işçileri yenmek çok kolaydır kundura işçileri öfkeli olduğu kadar güçsüzdür de
Patronlar yıllardır işçiler konusunda oldukça fazla deney sahibidir.Çok küçük bedellere arkadaşlarını satacak mücadeleden vazgeçebilecek işçiler aramızda mevcuttur.Her zam isteyişimizde bizi birbirimize düşürmek çok kolay olmaktadır ısmarlanan iki biraya geri adım atan çok arkadaşımız olmuştur,yada iki gün biraz kolay model fazla yevmiye arkadaşlarına ihanet için yumuşamaya yetmektedir.Uzun soluklu bir mücadele geniş bakmayı kapsamlı düşünmeyi  birlikte ilkeli davranmayı gerektirir.Bu yaşadığımız 3 gün boyunca bu işin kolay çözülebilecek bir mesele olmadığını anladığımız kadar kendi gücümüzün de farkına vardığımız bir deney yaşandı bunu geliştirmek daha ileriye taşımak kalıcı sonuçlara ulaşmak kendi ellerimizde.Altılıya ,Bira içmeye ayırdığımız zamanın bir kısmını kendi sorunlarımızı konuşmaya ayırabilirsek başarmak için bir adım atmış oluruz.Önce çalıştığımız atölyelerde,sonra sitenin bütününde örgütlenmek zorundayız. Bu kendiliğinden eylemler, geleceğe doğru atılmış adımlarımız için istersek sağlam bir zemin oluşturabilir.Kendin için, çocuklarının geleceği için, daha insanca bir yaşam için, örgütlen sınıf  kimliği kazan.
Seni çürüten koşullara içkiye şans oyunlarına,patronun yalanlarına değil bilinçli bir mücadeleye zaman ayır. 
Örgütlü bir güçle onların karşısına dikilirsen O zaman seni ciddiye alırlar dinlerler,sorunlarını kendi lehine çözme şansın olur, yoksa kölelik koşullarında yaşamını tüketmeye devam edersin.Seçim senin gelecek senin..

ÖRGÜTLÜ İŞÇİLERİ HİÇ BİR KUVVET YENEMEZ.
KÖLELİK KOŞULLARINDA ÇALIŞMAYA,KÖLE GİBİ YAŞAMAYA KARŞI ,
İNSANCA YAŞANABİLİR ÜCRET,İNSANCA ÇALIŞMA KOŞULLARI İÇİN MÜCADELEYE!

IŞIKKENT'TEN  BİR KUNDURA İŞÇİSİ ...


Hiç yorum yok: