GÜNÜMÜZDE SENDİKALAR VE İŞÇİ SINIFI
İşçi sınıfının sayısal çoğunluğu her geçen gün dahada
artarken sendikalarda örgütlü işçi sayısı sınıfın çok küçük bir kısmını
kapsamaktadır.Bugün sendikalar sınıfı temsil gücünden yoksundur. Yaklaşık 25
milyon çalışan olduğu,bunların yaklaşık 700-800 bin kadarının sendikalı olduğu
tahmin ediliyor.
Sendikalarda örgütlü bulunan işçiler, sınıfın yüksek ücret
alan,güvenceli ayrıcalıklı bir kesimini oluşturmaktadır ancak üretimin
parçalanması taşeron sistemi,esnek üretim,geçici işçilik ve kamunun
tasfiyesiyle birlikte sendikalar büyük oranda güç kaybetmiş ve halen kaybetmeye devam etmektedir.
Geçmişte büyük devlet işletmelerindeki işçilerin örgütlü
olduğu sendikaların
12 Eylülde kapatılması sonucu kayyuma devredilen mal
varlıkları ve işçilerin aidatlarından
kesilen paralarının yıllarca faizde bekletilmesi sonucu büyük rakamlara
ulaşmış,bu biriken paraların faiz
gelirleri ve mal varlıklarının tasarrufu
yıllardır bir avuç sendika bürokratının elinde bulunmaktadır.
12 Eylülden sonra çıkarılan sendikalar yasasıyla birlikte
sendikacı olmak bir ayrıcalık olmuştur.Fabrikadaki üretimden kopan işçi,sendikacı
olduktan sonra yüksek maaşlarla,bütün harcamaları sendika kasasından ödenen
lüks otellerde yapılan toplantılarla,yeni bir hayat tarzı edinmiş sınıftan kopmuş,yabancılaşmış
ve çıkarını sınıfın yanında değil
sermayenin,devletin yanında görmeye başlamıştır.
Sendikalar işçileri sadece aidat ödeyen hiçbir karara
katılmayan,sınıf siyasetinin dışında tutulan,apolitik, sendikanın istediği
eylemlere istediği biçimde katılan kendi yaşam koşullarına şükreden bir yığın haline getirmiştir.
Sendikaların görevi sınıf mücadelesinin yükseldiği
dönemlerde sınıfı sakinleştirme, psikolojik savaş yürüterek ölümü gösterip
sıtmaya razı etme türünden sermayenin isteklerine razı etmektir.Toplu sözleşme
dönemlerinde sermayeyi memnun edebilecek makul zam oranlarını işçilere kabul
ettirme işlevini yerine getirmektir.Bu
hizmetlerinin karşılığınıda fazlasıyla almaktadırlar.Sendika konfederasyonlarının
başına geçirilen bürokratlar,görev yaptıkları sürede gayri menkul zengini,görev
süreleri doluncada sermaye vekili olarak ödüllendirilerek hizmetlerine burjuva
parlamentosunda devam etmektedirler.
İşçi sınıfını sosyal demokrat sağ politikaların kuyruğuna
takarak düzen içi iyileşme masalını koşullara göre yeniden üretmekle
görevlidirler.Sınıfın bütünün kucaklayacak bir siyasetten uzak dururlar.
Ekonomizm,sendikalizm,popülizm eksenli sendikal anlayış
sınıfın sendikalarda örgütlü bu kesimini çürütmüştür,başta DİSK ve KESK in
bugün geldiği durumun anlaşılması için biraz gerilere bakmakta yarar
vardır.Mühürlenen sendikalarının kapılarını kırarak içeri giren fiili meşru
sendikacılkla kendini var eden KESK yasal statüye kavuşup havuzunda ciddi paralar
birikmeye başlayınca Grevli Toplu sözleşmeli sendika talebinden, yüzdelik
zamların konu edildiği sadece ücret eksenli siyaset yaparak bir bataklığa
saplanmıştır.Sınıf ortalamasının üzerinde ücret gelirine sahip olan sendika
üyeleri hızla sendikalardan kopmuş sendikalar ciddi oranda güç kaybetmiştir.Bu
günde egemenliği devletin kurduğu dinci gerici sendikalara
kaptırmışlardır.Sınıf siyasetinden uzak duran sendikalar egemen sınıfın
siyasetine yedeklenmişlerdir.
Bugüne kadar süren bu oyun her iki taraf açısından bu haliyle sürdürelemez duruma gelmiştir. Enerji Sen ve Devrimci Sağlık İş in taşeron işçilerini örgütleme çaba ve başarısı DİSK hegomonyasını zorlamış sendikal alandaki teslimiyetçi uzlaşmacı anlayışı sarsmıştır.
Bugüne kadar süren bu oyun her iki taraf açısından bu haliyle sürdürelemez duruma gelmiştir. Enerji Sen ve Devrimci Sağlık İş in taşeron işçilerini örgütleme çaba ve başarısı DİSK hegomonyasını zorlamış sendikal alandaki teslimiyetçi uzlaşmacı anlayışı sarsmıştır.
Bu militan mücadeleci sendikal anlayış bu günün ve geleceğin
örgütlenme biçiminin ipuçlarını ortaya çıkarmış yeni bir süreci başlatmıştır.DİSK
egemenleri bu sendikaları bünyesine almak zorunda kalmışlardır.Bugünkü süreçte
bu mücadeleci sendikaları yalnız bırakarak aralarına mesafe koymaktan çekinmemektedirler.
Devrimci sağlık İş ve
Enerji Sen in militan mücadeleci tutumu uzlaşmacı anlayışa bir tehtid
olarak algılanmakta ve DİSK içinde fazla onay görmemektedir.Tüm tis,ve Limter
İş gibi kendi işkollarında fiili
mücadele anlayışını sürdüren sendikalar Sınıf
mücadelesi açısından dayanışma duygusunu
güçlendiren, sadaka sendikacılığının yerini
mücadeleyle kopararak alma anlayışının gelişmesi için, sınıf hareketi
içindeki sermaye etkinliğini kırabilecek bir öze ve pratiğe sahiptir.
Sınıf tabanında gelişen mücadeleci tutum ve anlayış
ekonomist bürokratik sendikal anlayışa ciddi bir tehtid olduğu gibi sınıf
mücadelesinin bu anlayışlar tarafından tıkanan yolunu açmanın olanaklarınıda
içinde barındırmaktadır.
Son olarak taşeronda örgütlenenen sendikaların üyeliklerinin
çalışma bakanlığı tarafından iptaline karar vermesi sınıf savaşının kızışacağı
bu alanı işaret etmektedir.
Türk-İş içindeki kendini bu çizgiden ayırdığını ifade eden
sendikaların Tüm tis hariç samimiyeti kuşkuludur.
Oluşan sözde güçbirliğinin,bir güç göstermemesi bunun bir
kanıtıdır.Sokaklarda
İşyerlerinde direnen işçiler sendikaları ve konfederasyonları
tarafından yalnız bırakılmaktadır.
Sınıfın büyük çoğunluğu klasik sendikaların örgütlemekten
kaçındığı sendikasız sigortasız
güvencesiz kayıt dışı,düşük ücretle çalışan işçilerden oluşmaktadır.İşçi
sınıfının bu dinamik, militan kesimi sınıf mücadelesinin geleceğini
belirleyebilme potansiyeli taşıyan örgütsüz ana gövdesini oluşturmaktadır.
İş sınıfı içinde ,üniversite mezunu genç hizmet ve bilgi
işçileriyle, işsiz işçiler artmıştır,bu eğitimli iş gücünün sınıf kimliğinin
yeniden inşasında ve örgütlenmesinde harekete geçirilebilirse olağanüstü bir enerji
ve yeteneğe sahip olduğu dikkate alınmalıdır. Geçmiş dönemde küçük burjuva diye tarif ettiğimiz Öğretmen, Doktor,
Mimar, Mühendis, Avukat, Muhasebeci gibi eğitimli kesimler eğitimin
yaygınlaşması ve bilgiye dayalı alanlarda çalışabilecek eğitimli nüfusun
artmasıyla konumlarını kaybederek ücretli iş gücüne dönüşmekte artı değer üretimi içinde sınıfa dahil
olmaktadırlar. Bu eğitimli işgücü sınıfın aydın bir kesimini oluşturmaktadır.Süreçleri
hızlı kavrayabilme ve hızla örgütlenme yeteneğine sahip dinamik bir kesimi
oluşturmakta ve öfke biriktirmektedir bu öfke doğru kanallara akıtıldığında
sınıf mücadelesinin dinamizmini arttıracak ileriye sürükleyecek bir yapıya sahiptir.Eğitimli işsizlerin
sayısı ve çeşidi giderek artacak AYÖP gibi iş bulamayan öğretmenlerin
örgütlenmesinin yanına diğerleri de
eklenecektir.
Kürt illerinden Anadolu'nun her bölgesine sefalet
koşullarında çoluk çocuk çalışmaya giden tarım işçileri,İş cinayetlerinin ara
vermeden yaşandığı Tuzla tersaneleri, Zonguldak ve bölgesindeki Kömür ocakları, Davutpaşa, OSTİM, Antep Gürpınar,da ,büyük kentlerin her yanında yükselen
Rezidans ve AVM inşaatlarında, yaşadığımız kenti kuşatan, Manisa , Çiğli,Kemalpaşa'da, Pancar,Torbalı,
Gaziemir serbest bölgesi, Işıkkent Ayakkabıcılar sitesi ve mahalle aralarındaki
sayısız Tekstil atölyelerinde, kendi evlerinde,sokaklarda çok ağır koşullarda
çalışan milyonlarca işçi örgütsüz ancak öfke ve isyan yüklüdür.Sokak
işçilerinin sayısı da azımsanamayacak ölçüde artmıştır.
İşçi sınıfın güvencesiz kesiminin büyük bölümünü savaş
nedeniyle büyük kentlere göç eden politikleşmiş kürt işçileri oluşturmaktadır.Kürtler
işçileşmiş,işçi sınıfı kürtleşmiştir. Daha çok sendikaların dışında kümelenen
bu güvencesiz geleceksiz dinamik kesimler muhteşem bir potansiyel enerjiye
sahiptir.Sınıfın bu dinamik kesimlerinin
klasik sendikalarda örgütlenmesi mümkün görünmemektedir.İşçi sınıfı
toplumsallaşmış her yana dağılmış ve üretim biçiminin ortaya çıkardığı parçalı
yapısıyla bu günkü mevcut sendikaların dışında arayışlara yönelecektir burjuva
yasalarını parçalayarak hayatın yasaları içinde örgütlenerek yol açıcı bilinç
yenileyici bir işlevi yerine getirerek yasalcılığın bataklığından,fiili meşru mücadele üzerine inşaa edilmiş bir
mücadele yolunu açacaklardır.
Teknoloji kullanımının yaygınlaşması sonucu işgücüne duyulan
ihtiyacın azalması. Ucuz bedava emeğin(kadın ve çocuk emeğinin,ev emeğinin) arzındaki
artış,
Tarım ve hayvancılıkta yaşanan tasfiye,
Krizin etkisiyle reel üretimde yaşanan düşüş
Tarım ve hayvancılıkta yaşanan tasfiye,
Krizin etkisiyle reel üretimde yaşanan düşüş
Kamunun tasfiyesi nedeniyle bazı işletmelerin özel sektöre
devredilmesi
Emeğin daha ucuz
olduğu ülkelerde üretilen ürünlerin ithalatındaki artış.. gibi nedenlerle işsizlikte büyük bir artış yaşanmaktadır, her
yıl mezun olan öğrencilerin üretime
katılması önemlidir.
Buna bağlı olarak ücretler
düşürülmüş,sigortasız,güvencesiz çalışma artmış,iş saatleri uzamıştır.Sermayenin iş güvenliğini bir
maliyet olarak görmesi nedeniyle işgücü korumasız hale gelmiş; iş kazaları ,çalışırken
ölümler, meslek hastalıkları ,geçen yıllara oranla ciddi oranda artmıştır.
Rekabet ve üretim maliyetlerini
düşürülmesi gibi nedenlerle fabrikaların zehirli atıklarını arıtma tesisine
ihtiyaç duymaksızın havaya akarsulara toprağa bırakması doğanın hızla tahrib
olmasına insanların sağlıklı yaşam koşullarını hızla yitirmesine yol
açmaktadır.Dilovası kanser bölgesi olmuştur işçi ve emekçilerin çocukları küçük
yaşlarda kanserle tanışmak zorunda kalmıştır.İşçi sınıfıiçin yaşanabilir bir
çevre temel mücadele alanı olmalıdır.
Neoliberal saldırının ideolojik
alandaki yansıması bireyci,bencil, yalnızlaştırılmış,örgütlü davranma yeteneğinden
ve dayanışma duygusundan yoksun,egemen ideolojiyle beslenmiş bir yığındır.
Aynı işyerinde çalışanların işçi,memur,
kadrolu,sözleşmeli,taşeron şirket elemanı,gibi ayrımlarla farklı ücret ve statülerle
birbirinden koparılması birleştirici sınıf kimliği yerine alt kimliklere
bölünmesi ulusal,dinsel,mezhepsel,memleket temelli,yeni,eski,işin niteliği gibi
sonsuz bölünmeye yol açan bir ideolojik saldırının sınıfın ruhuna nüfuz etmesi
ve sınıf kimliğinin parçalanması en
temel sorunumuzdur.
İşsiz işçiler sınıfın hiçbir
değer üretmeyen, işgücünü satma olanağı bulamayan çaresiz mutsuz çürümeye en
açık kesimini oluşturmaktadır.Kendini değersiz işe yaramaz hisseden içinde öfke
biriktiren işçi sınıfının her şeye açık kesimidir.Bu kesim kriz koşullarında
uzun ve belirsiz sürelerde işsiz kalma gerçekliğini fark ettiği oranda faşizmin
potansiyel gücü olma olasılığı taşıyan, burjuvazinin gerici,ırkçı ,şoven ,militarist propogandasının etkisine açık en tehlikeli
kesimi olduğu gibi,köklü bir toplumsal dönüşümün motor gücü olabilecek
özellikleride bünyesinde barındırmaktadır.
İşsiz işçilere yönelik çalışmaları sınıfın kopmaz bir
parçası olduğunu bilince çıkararak ve
onların umudunu diri tutacak taleplerle sınıfa
hem ruhen hemde ortak mücadele ekseninde katılmasını sağlayacak yönde
gerçekçi taleplerle beslenmiş güçlü bir propoganda yapılmalıdır.
İşçi sınıfı bölgesel ve küresel siyasete dahil olmalıdır.BOP
adıyla başlatılan projenin kapsadığı alan dünyadaki enerjinin 3/4 ünü,toplam üretimin % 60 nı barındırmaktadır.
Bu proje emekçiler aleyhine savaş ve
acılarla dolu yeni bir hegomanya inşaasını içermektedir. Bölgede giderek artan
silahlanma halklar ve işçi sınıfı açısından müdahale edilemezse Irakta
,Libya,da olduğu gibi bir Balkanlaştırma projesi kapsamında mezhep temelli
bölünmelerin yaşanacağı başta Şii sünni ekseninde olmak üzere halkların
birbirine düşman edildiği bir sürece yol almaktadır.İşçisınıfının kendi savaşı
dışında hiçbir savaş ezilenlerin savaşı değildir. Ezilen halkların, işçi
sınıfının kurtuluşu ve özgürleşmesi
bölgedeki bütün emekçilerin ortak bir hatta buluşmasına emperyalist güçlere
karşı tavır almasına ve örgütlü duruşuna bağlıdır. Eğer bunu başaramazsak bu
haksız savaşların bedelini bölgedeki tüm yoksullar ve emekçiler ödeyecektir.
Dünya çapında krizin ve
sıkışmanın derinleştiği çözümün şidette dayalı olarak kurgulandığı ve hayata
taşındığı bu tarihsel dönemde İşçi sınıfının tüm dünyada yükselen mücadelesini
doğru okumak zorundayız.
Krizin ortaya çıktığı 2008 yılından bu yana dünya işçi
sınıfı saldırılara karşı muazzam yanıtlar geliştirdi. Bizde gelecek kurgumuzu
dünya işçi sınıfının bir parçası olarak görmeli ve buna uygun davranma yeteneğimizi
geliştirmeliyiz.İşçi sınıfı ve ezilen
halklar iktidara taliptir ve bu bakışla kendini örgütlemelidir.Sermayenin “Arap
baharı” diye adlandırdığı Arap halklarının baskı sömürü ve zulme karşı
başkaldırısı kendini örgütlü düzeyde ifade edemediği için bu süreçte ortadoğuda
yıpranan diktatörler yerini sadece yüzleri yenilenen iktidarlara bıraktı.Sokakları
dolduran hoşnutsuz kitleler yeni diktatörlerinide rahat bırakmıyorlar ancak bu kitlelerin iktidar alternatifi olamadığı noktada iktidar
boşluk tanımıyor ve boşluk sermaye tarafından yenileriyle dolduruluyor.
Mısır ve Tunus diktatörlükleri çöktü ancak restorasyon
sürüyor,kitleler kendi taleplerini karşılayacak bir iktidarın uzağında
egemenlerin yeni atadığı diktatörlerle vitirinini yenileyerek bölgede yeni düzeni inşaa etmek istiyor.Bütün
coğrafyalarda ezilenler sokakları alanları boş bırakmıyor.Grevler,direnişler,ayaklanmalar,işgaller
sürecin her iki taraf içinde zorlu geçeceğini haber veriyor.
Dünya tarihinin sınıfların yeni ve şiddetli çarpışmalarına
sahne oluyor. İşçi sınıfı
kendisine zindan edilen bu hayatı yaşamak istemiyor .Yıllarca yaprak
kıpırdamayan emperyalist kapitalist merkezlerde işçi sınıfı milyonlarla sokağa
çıkıyor sermayenin saldırılarına yanıt veriyor.Uluslararası sermaye bu
mücadeleyi manipüle etmek çeşitli örgütlenmelerle düzen içine çekmek için çaba
harcıyor,ancak işçi sınıfının geri kaçış alanı yok geçmiş dönemlere oranla,
eğitim,sağlık, sosyal güvenlik ve ücretler
konusunda çok ciddi boyutlarda hak gaspları yaşandı,kriz nedeniyle işten
atmalar işsizliği dayanılmaz hale getirdi bu yüzden avrupa işçi sınıfı krizin
ağır yükünü daha fazla üstlenmek istemiyor.
Avrupanın bütün ülkelerinde bu
güne kadar görülmemiş kitlesellikte ve çeşitte eylemlilikler yaşanıyor.
Yunanistan’da 18 i Genel Grev
olmak üzere 50 den fazla Grev yapıldı.
Fransa’da 2009-2010 da 8 genel
grev yaşandı milyonlarca işçi harekete geçti.
İspanyada oranı % 50 yi bulan
genç işsizlerin yarattığı öfkeliler
hareketi kitlesel barışçıl gösterilerle kent merkezlerini binlerce çadırla
işgal etti. Grevdeki maden işçileri İspanyanın
her yanıdan Madrid kapılarına dayandılar, kente girmelerine izin
vermeyen polisle kendi el yapımı roketleriyle çatıştılar.
23 Avrupa ülkesinde eş zamanlı
grevler eylemler örgütlendi.
İsrailde tarinin en büyük grevi
yaşandı 500 bin işçi greve çıktı.
Afrika’da Platin madenlerinde çalışan işçilerin 6 hafta
süren grevine saldıran ANC hükümeti 34
işçiyi dünyanın gözü önünde kurşuna
dizdi,işçilerin mücadelesi sürüyor.
Hindistanda aşırı zamlar ve
Walmart,Carrefour,Tesco nun Hindistanda yatırım yapacağını duyurmasıyla 50
milyon kişi greve çıktı.
Dünyanın her yerinde krizin bedelini ödemek istemeyen işçi
sınıfını ve yoksullar ayağa kalkıyor,Dünyanın her yanında isyan gelişiyor
büyüyor.Alternatif olmak eskiyi talep etmek değildir,bu günden yeni bir geleceği
kurma hazırlığı yapmayanlar kaybetmeye adaydır.
Uluslararası sermaye şiddetini giderek
arttırıyor,silahlanmayı dünyanın her yerine hızla yayıyor çatışmaları
körüklüyor.Bölgemize yerleştirilen petriotları,füze kalkanlarını,Nato
üslerini olası savaşların hazırlığı
olarak görmek yanlış olmayacaktır.Ortadoğuda
mikro devletler kurmanın alt yapısı hazırlanıyor Irakta gerçekleşen ırk
ve mezhep temelli bölünmelere ve çatışmalara önce Lübnan,Suriye daha sonra İran
ve Türkiye eklenmek istenmektedir.Kürtlerin bölgede giderek güçlenen birleşik
devrimci gücü bütün planları bozabilecek Ortadoğuda ezilenlenler lehine
yeni gelişmeleri olgunlaştıracak
ateşleyecek bir özellik taşımaktadır.
İşçi sınıfının
enternasyonalist bir bakışla mücadelenin geleceği açısından en yakınındaki
güçlerle bağ kurması gücünü büyütmesi,mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.Yeni bir
bakış yeni bir mücadele ortadoğu ve Avruğa işçi sınıfıyla ortak geliştirilecek
mücadele olmazsa olmazımızdır.Sistemin krizi dünya çapındadır işçisınıfının
mücadeleside bizi enternasyonalist bir hatta mücadeleye çağırıyor.
Hayalleri büyük olanlar; bunun imkanlarını yaratacak, tüm
insanlığın kurtuluşu için,
Eşit özgür bir Dünyayı, kazanma yolunda bütün çabaları
ortaklaştırarak yürüyecek ve geleceği kazanacaktır.
YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ !
İŞSİZLİĞE KARŞI DÜNYADAKİ BÜTÜN İŞLER
ÇALIŞABİLİR NÜFUSA PAY EDİLSİN !
İNSANLIK İÇİN GEREKSİZ ÜRETİMLER YASAKLANSIN,
ÇEVREYE ZARAR VEREN KİRLETEN BÜTÜN İŞLETMELERİN ÜRETİMİ
DURDURULSUN
BÜTÜN BANKALAR KAPATILSIN !
ASGARİ ÜCRETİ PATRONLAR DEĞİL ONUNLA YAŞAYAN İŞÇİLER
BELİRLESİN.
İŞ CİNAYETLERİ GREV SEBEBİ SAYILSIN !
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder