27 Haziran 2013 Perşembe

           GÜNÜMÜZDE  SENDİKALAR VE İŞÇİ SINIFI

İşçi sınıfının sayısal çoğunluğu her geçen gün dahada artarken sendikalarda örgütlü işçi sayısı sınıfın çok küçük bir kısmını kapsamaktadır.Bugün sendikalar sınıfı temsil gücünden yoksundur. Yaklaşık 25 milyon çalışan olduğu,bunların yaklaşık 700-800 bin kadarının sendikalı olduğu tahmin ediliyor.

Sendikalarda örgütlü bulunan işçiler, sınıfın yüksek ücret alan,güvenceli ayrıcalıklı bir kesimini oluşturmaktadır ancak üretimin parçalanması taşeron sistemi,esnek üretim,geçici işçilik ve kamunun tasfiyesiyle birlikte sendikalar büyük oranda güç kaybetmiş ve  halen kaybetmeye devam etmektedir.
Geçmişte büyük devlet işletmelerindeki işçilerin örgütlü olduğu sendikaların
12 Eylülde kapatılması sonucu kayyuma devredilen mal varlıkları ve işçilerin aidatlarından kesilen paralarının yıllarca faizde bekletilmesi sonucu büyük rakamlara ulaşmış,bu biriken paraların  faiz gelirleri ve  mal varlıklarının tasarrufu yıllardır bir avuç sendika bürokratının elinde bulunmaktadır.

12 Eylülden sonra çıkarılan sendikalar yasasıyla birlikte sendikacı olmak bir ayrıcalık olmuştur.Fabrikadaki üretimden kopan işçi,sendikacı olduktan sonra yüksek maaşlarla,bütün harcamaları sendika kasasından ödenen lüks otellerde yapılan toplantılarla,yeni bir hayat  tarzı edinmiş sınıftan kopmuş,yabancılaşmış ve çıkarını sınıfın yanında  değil sermayenin,devletin yanında görmeye başlamıştır.
Sendikalar işçileri sadece aidat ödeyen hiçbir karara katılmayan,sınıf siyasetinin dışında tutulan,apolitik, sendikanın istediği eylemlere istediği biçimde katılan kendi yaşam koşullarına şükreden  bir yığın haline getirmiştir.

Sendikaların görevi sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde sınıfı sakinleştirme, psikolojik savaş yürüterek ölümü gösterip sıtmaya razı etme türünden sermayenin isteklerine razı etmektir.Toplu sözleşme dönemlerinde sermayeyi memnun edebilecek makul zam oranlarını işçilere kabul ettirme  işlevini yerine getirmektir.Bu hizmetlerinin karşılığınıda fazlasıyla almaktadırlar.Sendika konfederasyonlarının başına geçirilen bürokratlar,görev yaptıkları sürede gayri menkul zengini,görev süreleri doluncada sermaye vekili olarak ödüllendirilerek hizmetlerine burjuva parlamentosunda devam etmektedirler. 

İşçi sınıfını sosyal demokrat sağ politikaların kuyruğuna takarak düzen içi iyileşme masalını koşullara göre yeniden üretmekle görevlidirler.Sınıfın bütünün kucaklayacak bir siyasetten uzak dururlar.

Ekonomizm,sendikalizm,popülizm eksenli sendikal anlayış sınıfın sendikalarda örgütlü bu kesimini çürütmüştür,başta DİSK ve KESK in bugün geldiği durumun anlaşılması için biraz gerilere bakmakta yarar vardır.Mühürlenen sendikalarının kapılarını kırarak içeri giren fiili meşru sendikacılkla kendini var eden KESK yasal statüye kavuşup havuzunda ciddi paralar birikmeye başlayınca Grevli Toplu sözleşmeli sendika talebinden, yüzdelik zamların konu edildiği sadece ücret eksenli siyaset yaparak bir bataklığa saplanmıştır.Sınıf ortalamasının üzerinde ücret gelirine sahip olan sendika üyeleri hızla sendikalardan kopmuş sendikalar ciddi oranda güç kaybetmiştir.Bu günde egemenliği devletin kurduğu dinci gerici sendikalara kaptırmışlardır.Sınıf siyasetinden uzak duran sendikalar egemen sınıfın siyasetine yedeklenmişlerdir.
Bugüne kadar süren bu oyun her iki taraf açısından bu haliyle sürdürelemez duruma gelmiştir.                 Enerji Sen ve Devrimci Sağlık İş in taşeron işçilerini örgütleme çaba ve başarısı DİSK hegomonyasını zorlamış sendikal alandaki teslimiyetçi uzlaşmacı anlayışı sarsmıştır.
Bu militan mücadeleci sendikal anlayış bu günün ve geleceğin örgütlenme biçiminin ipuçlarını ortaya çıkarmış yeni bir süreci başlatmıştır.DİSK egemenleri bu sendikaları bünyesine almak zorunda kalmışlardır.Bugünkü süreçte bu mücadeleci sendikaları yalnız bırakarak aralarına mesafe koymaktan çekinmemektedirler.
 Devrimci sağlık İş ve Enerji Sen in militan mücadeleci tutumu uzlaşmacı anlayışa bir tehtid olarak algılanmakta ve DİSK içinde fazla onay görmemektedir.Tüm tis,ve Limter İş gibi  kendi işkollarında fiili mücadele anlayışını sürdüren sendikalar  Sınıf mücadelesi  açısından dayanışma duygusunu güçlendiren, sadaka sendikacılığının yerini  mücadeleyle kopararak alma anlayışının gelişmesi için, sınıf hareketi içindeki sermaye etkinliğini kırabilecek bir öze ve pratiğe sahiptir.
Sınıf tabanında gelişen mücadeleci tutum ve anlayış ekonomist bürokratik sendikal anlayışa ciddi bir tehtid olduğu gibi sınıf mücadelesinin bu anlayışlar tarafından tıkanan yolunu açmanın olanaklarınıda içinde barındırmaktadır.
Son olarak taşeronda örgütlenenen sendikaların üyeliklerinin çalışma bakanlığı tarafından iptaline karar vermesi sınıf savaşının kızışacağı bu alanı işaret etmektedir.
Türk-İş içindeki  kendini bu çizgiden ayırdığını ifade eden sendikaların Tüm tis hariç samimiyeti kuşkuludur.
Oluşan sözde güçbirliğinin,bir güç göstermemesi bunun bir kanıtıdır.Sokaklarda 
İşyerlerinde direnen işçiler sendikaları ve konfederasyonları tarafından yalnız bırakılmaktadır.

Sınıfın büyük çoğunluğu klasik sendikaların örgütlemekten kaçındığı sendikasız    sigortasız güvencesiz kayıt dışı,düşük ücretle çalışan işçilerden oluşmaktadır.İşçi sınıfının bu dinamik, militan kesimi sınıf mücadelesinin geleceğini belirleyebilme potansiyeli taşıyan örgütsüz ana gövdesini oluşturmaktadır.

İş sınıfı içinde ,üniversite mezunu genç hizmet ve bilgi işçileriyle, işsiz işçiler artmıştır,bu eğitimli iş gücünün sınıf kimliğinin yeniden inşasında ve örgütlenmesinde harekete geçirilebilirse olağanüstü bir enerji ve yeteneğe sahip olduğu dikkate alınmalıdır.                                                                             Geçmiş dönemde küçük burjuva diye tarif ettiğimiz Öğretmen, Doktor, Mimar, Mühendis, Avukat, Muhasebeci gibi eğitimli kesimler eğitimin yaygınlaşması ve bilgiye dayalı alanlarda çalışabilecek eğitimli nüfusun artmasıyla konumlarını kaybederek ücretli iş gücüne dönüşmekte  artı değer üretimi içinde sınıfa dahil olmaktadırlar. Bu eğitimli işgücü sınıfın aydın bir kesimini oluşturmaktadır.Süreçleri hızlı kavrayabilme ve hızla örgütlenme yeteneğine sahip dinamik bir kesimi oluşturmakta ve öfke biriktirmektedir bu öfke doğru kanallara akıtıldığında sınıf mücadelesinin dinamizmini arttıracak ileriye sürükleyecek  bir yapıya sahiptir.Eğitimli işsizlerin sayısı ve çeşidi giderek artacak AYÖP gibi iş bulamayan öğretmenlerin örgütlenmesinin  yanına diğerleri de eklenecektir.
Kürt illerinden Anadolu'nun her bölgesine sefalet koşullarında çoluk çocuk çalışmaya giden tarım işçileri,İş cinayetlerinin ara vermeden yaşandığı Tuzla tersaneleri, Zonguldak ve bölgesindeki Kömür ocakları, Davutpaşa, OSTİM, Antep  Gürpınar,da ,büyük kentlerin her yanında yükselen Rezidans ve AVM inşaatlarında, yaşadığımız kenti kuşatan, Manisa , Çiğli,Kemalpaşa'da, Pancar,Torbalı, Gaziemir serbest bölgesi, Işıkkent Ayakkabıcılar sitesi ve mahalle aralarındaki sayısız Tekstil atölyelerinde, kendi evlerinde,sokaklarda çok ağır koşullarda çalışan milyonlarca işçi örgütsüz ancak öfke ve isyan yüklüdür.Sokak işçilerinin sayısı da azımsanamayacak ölçüde artmıştır.

İşçi sınıfın güvencesiz kesiminin büyük bölümünü savaş nedeniyle büyük kentlere göç eden politikleşmiş kürt işçileri oluşturmaktadır.Kürtler işçileşmiş,işçi sınıfı kürtleşmiştir. Daha çok sendikaların dışında kümelenen bu güvencesiz geleceksiz dinamik kesimler muhteşem bir potansiyel enerjiye sahiptir.Sınıfın  bu dinamik kesimlerinin klasik sendikalarda örgütlenmesi mümkün görünmemektedir.İşçi sınıfı toplumsallaşmış her yana dağılmış ve üretim biçiminin ortaya çıkardığı parçalı yapısıyla bu günkü mevcut sendikaların dışında arayışlara yönelecektir burjuva yasalarını parçalayarak hayatın yasaları içinde örgütlenerek yol açıcı bilinç yenileyici bir işlevi yerine getirerek yasalcılığın bataklığından,fiili  meşru mücadele üzerine inşaa edilmiş bir mücadele yolunu açacaklardır.

Teknoloji kullanımının yaygınlaşması sonucu işgücüne duyulan ihtiyacın azalması. Ucuz bedava  emeğin(kadın ve çocuk emeğinin,ev emeğinin) arzındaki artış,
Tarım ve hayvancılıkta yaşanan tasfiye,
Krizin etkisiyle  reel üretimde yaşanan düşüş 
Kamunun tasfiyesi nedeniyle bazı işletmelerin özel sektöre devredilmesi
Emeğin daha  ucuz olduğu ülkelerde üretilen ürünlerin ithalatındaki artış..                                            gibi nedenlerle işsizlikte büyük bir artış yaşanmaktadır, her yıl mezun olan öğrencilerin   üretime katılması önemlidir.
Buna bağlı olarak ücretler düşürülmüş,sigortasız,güvencesiz çalışma artmış,iş saatleri uzamıştır.Sermayenin iş güvenliğini bir maliyet olarak görmesi nedeniyle işgücü korumasız hale gelmiş; iş kazaları ,çalışırken ölümler, meslek hastalıkları ,geçen yıllara oranla ciddi oranda artmıştır.
Rekabet ve üretim maliyetlerini düşürülmesi gibi nedenlerle fabrikaların zehirli atıklarını arıtma tesisine ihtiyaç duymaksızın havaya akarsulara toprağa bırakması doğanın hızla tahrib olmasına insanların sağlıklı yaşam koşullarını hızla yitirmesine yol açmaktadır.Dilovası kanser bölgesi olmuştur işçi ve emekçilerin çocukları küçük yaşlarda kanserle tanışmak zorunda kalmıştır.İşçi sınıfıiçin yaşanabilir bir çevre temel mücadele alanı olmalıdır.
Neoliberal saldırının ideolojik alandaki yansıması bireyci,bencil, yalnızlaştırılmış,örgütlü davranma yeteneğinden ve dayanışma duygusundan yoksun,egemen ideolojiyle beslenmiş bir yığındır.
Aynı işyerinde çalışanların işçi,memur, kadrolu,sözleşmeli,taşeron şirket elemanı,gibi ayrımlarla farklı ücret ve statülerle birbirinden koparılması birleştirici sınıf kimliği yerine alt kimliklere bölünmesi ulusal,dinsel,mezhepsel,memleket temelli,yeni,eski,işin niteliği gibi sonsuz bölünmeye yol açan bir ideolojik saldırının sınıfın ruhuna nüfuz etmesi ve sınıf kimliğinin parçalanması  en temel sorunumuzdur.
İşsiz işçiler sınıfın hiçbir değer üretmeyen, işgücünü satma olanağı bulamayan çaresiz mutsuz çürümeye en açık kesimini oluşturmaktadır.Kendini değersiz işe yaramaz hisseden içinde öfke biriktiren işçi sınıfının her şeye açık kesimidir.Bu kesim kriz koşullarında uzun ve belirsiz sürelerde işsiz kalma gerçekliğini fark ettiği oranda faşizmin potansiyel gücü olma olasılığı taşıyan, burjuvazinin  gerici,ırkçı ,şoven ,militarist  propogandasının etkisine açık en tehlikeli kesimi olduğu gibi,köklü bir toplumsal dönüşümün motor gücü olabilecek özellikleride bünyesinde barındırmaktadır.
İşsiz işçilere yönelik çalışmaları sınıfın kopmaz bir parçası olduğunu bilince çıkararak  ve onların umudunu diri tutacak taleplerle sınıfa  hem ruhen hemde ortak mücadele ekseninde katılmasını sağlayacak yönde gerçekçi taleplerle beslenmiş güçlü bir propoganda yapılmalıdır.
İşçi sınıfı bölgesel ve küresel siyasete dahil olmalıdır.BOP adıyla başlatılan projenin kapsadığı alan dünyadaki enerjinin 3/4  ünü,toplam üretimin % 60 nı barındırmaktadır. Bu proje emekçiler aleyhine  savaş ve acılarla dolu yeni bir hegomanya inşaasını içermektedir. Bölgede giderek artan silahlanma halklar ve işçi sınıfı açısından müdahale edilemezse Irakta ,Libya,da olduğu gibi bir Balkanlaştırma projesi kapsamında mezhep temelli bölünmelerin yaşanacağı başta Şii sünni ekseninde olmak üzere halkların birbirine düşman edildiği bir sürece yol almaktadır.İşçisınıfının kendi savaşı dışında hiçbir savaş ezilenlerin savaşı değildir. Ezilen halkların, işçi sınıfının  kurtuluşu ve özgürleşmesi bölgedeki bütün emekçilerin ortak bir hatta buluşmasına emperyalist güçlere karşı tavır almasına ve örgütlü duruşuna bağlıdır. Eğer bunu başaramazsak bu haksız savaşların bedelini bölgedeki tüm yoksullar ve emekçiler ödeyecektir.
Dünya çapında krizin ve sıkışmanın derinleştiği çözümün şidette dayalı olarak kurgulandığı ve hayata taşındığı bu tarihsel dönemde İşçi sınıfının tüm dünyada yükselen mücadelesini doğru okumak zorundayız.
Krizin ortaya çıktığı 2008 yılından bu yana dünya işçi sınıfı saldırılara karşı muazzam yanıtlar geliştirdi. Bizde gelecek kurgumuzu dünya işçi sınıfının bir parçası olarak görmeli ve buna uygun davranma yeteneğimizi geliştirmeliyiz.İşçi sınıfı  ve ezilen halklar iktidara taliptir ve bu bakışla kendini örgütlemelidir.Sermayenin “Arap baharı” diye adlandırdığı Arap halklarının baskı sömürü ve zulme karşı başkaldırısı kendini örgütlü düzeyde ifade edemediği için bu süreçte ortadoğuda yıpranan diktatörler yerini sadece yüzleri yenilenen iktidarlara bıraktı.Sokakları dolduran hoşnutsuz kitleler yeni diktatörlerinide rahat bırakmıyorlar ancak bu kitlelerin  iktidar alternatifi olamadığı noktada iktidar boşluk tanımıyor ve boşluk sermaye tarafından yenileriyle dolduruluyor.
Mısır ve Tunus diktatörlükleri çöktü ancak restorasyon sürüyor,kitleler kendi taleplerini karşılayacak bir iktidarın uzağında egemenlerin yeni atadığı diktatörlerle vitirinini yenileyerek  bölgede yeni düzeni inşaa etmek istiyor.Bütün coğrafyalarda ezilenler sokakları alanları boş bırakmıyor.Grevler,direnişler,ayaklanmalar,işgaller sürecin her iki taraf içinde zorlu geçeceğini haber veriyor.
Dünya tarihinin sınıfların yeni ve şiddetli çarpışmalarına sahne oluyor. İşçi sınıfı kendisine zindan edilen bu hayatı yaşamak istemiyor .Yıllarca yaprak kıpırdamayan emperyalist kapitalist merkezlerde işçi sınıfı milyonlarla sokağa çıkıyor sermayenin saldırılarına yanıt veriyor.Uluslararası sermaye bu mücadeleyi manipüle etmek çeşitli örgütlenmelerle düzen içine çekmek için çaba harcıyor,ancak işçi sınıfının geri kaçış alanı yok geçmiş dönemlere oranla, eğitim,sağlık, sosyal güvenlik  ve ücretler konusunda çok ciddi boyutlarda hak gaspları yaşandı,kriz nedeniyle işten atmalar işsizliği dayanılmaz hale getirdi bu yüzden avrupa işçi sınıfı krizin ağır yükünü daha fazla üstlenmek istemiyor.
Avrupanın bütün ülkelerinde bu güne kadar görülmemiş kitlesellikte ve çeşitte eylemlilikler yaşanıyor.
Yunanistan’da 18 i Genel Grev olmak üzere 50 den fazla Grev yapıldı.
Fransa’da 2009-2010 da 8 genel grev yaşandı milyonlarca işçi harekete geçti.
İspanyada oranı % 50 yi bulan genç işsizlerin yarattığı  öfkeliler hareketi kitlesel barışçıl gösterilerle kent merkezlerini binlerce çadırla işgal etti. Grevdeki maden işçileri İspanyanın  her yanıdan Madrid kapılarına dayandılar, kente girmelerine izin vermeyen polisle kendi el yapımı roketleriyle çatıştılar.
23 Avrupa ülkesinde eş zamanlı grevler eylemler örgütlendi.
İsrailde tarinin en büyük grevi yaşandı 500 bin işçi greve çıktı.
Afrika’da  Platin madenlerinde çalışan işçilerin 6 hafta süren grevine saldıran ANC hükümeti   34 işçiyi  dünyanın gözü önünde kurşuna dizdi,işçilerin mücadelesi sürüyor.
Hindistanda aşırı zamlar ve Walmart,Carrefour,Tesco nun Hindistanda yatırım yapacağını duyurmasıyla 50 milyon kişi greve çıktı.
Dünyanın her yerinde krizin bedelini ödemek istemeyen işçi sınıfını ve yoksullar ayağa kalkıyor,Dünyanın her yanında isyan gelişiyor büyüyor.Alternatif olmak eskiyi talep etmek değildir,bu günden yeni bir geleceği kurma hazırlığı yapmayanlar kaybetmeye adaydır.
Uluslararası sermaye şiddetini giderek arttırıyor,silahlanmayı dünyanın her yerine hızla yayıyor çatışmaları körüklüyor.Bölgemize yerleştirilen petriotları,füze kalkanlarını,Nato üslerini  olası savaşların hazırlığı olarak görmek yanlış olmayacaktır.Ortadoğuda  mikro devletler kurmanın alt yapısı hazırlanıyor Irakta gerçekleşen ırk ve mezhep temelli bölünmelere ve çatışmalara önce Lübnan,Suriye daha sonra İran ve Türkiye eklenmek istenmektedir.Kürtlerin bölgede giderek güçlenen birleşik devrimci gücü bütün planları bozabilecek Ortadoğuda ezilenlenler lehine yeni  gelişmeleri olgunlaştıracak ateşleyecek  bir özellik taşımaktadır.
 İşçi sınıfının enternasyonalist bir bakışla mücadelenin geleceği açısından en yakınındaki güçlerle bağ kurması gücünü büyütmesi,mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.Yeni bir bakış yeni bir mücadele ortadoğu ve Avruğa işçi sınıfıyla ortak geliştirilecek mücadele olmazsa olmazımızdır.Sistemin krizi dünya çapındadır işçisınıfının mücadeleside bizi enternasyonalist bir hatta mücadeleye çağırıyor.
Hayalleri büyük olanlar; bunun imkanlarını yaratacak, tüm insanlığın kurtuluşu için,
Eşit özgür bir Dünyayı, kazanma yolunda bütün çabaları ortaklaştırarak yürüyecek ve geleceği kazanacaktır.

YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ !

İŞSİZLİĞE KARŞI DÜNYADAKİ BÜTÜN İŞLER
ÇALIŞABİLİR NÜFUSA PAY EDİLSİN !

İNSANLIK İÇİN GEREKSİZ ÜRETİMLER YASAKLANSIN,
ÇEVREYE ZARAR VEREN KİRLETEN BÜTÜN İŞLETMELERİN ÜRETİMİ DURDURULSUN 
BÜTÜN BANKALAR KAPATILSIN !
ASGARİ ÜCRETİ PATRONLAR DEĞİL ONUNLA YAŞAYAN İŞÇİLER BELİRLESİN.
İŞ CİNAYETLERİ GREV SEBEBİ SAYILSIN !





Hiç yorum yok: