1 MAYIS
DEĞERLENDİRMESİ
2013
İstanbul valisinin günler
öncesinden Taksime izin verilmeyeceği yönündeki açıklamalarıyla başlayan süreç
sanki izin verilebilirmiş rahatlığıyla karşılandı.Bu yasaklamanın ciddiye
alındığını ve alana her şeye rağmen girme iradesinin gösterileceğini
hissettiren bunu duyuran bir söylem ve çalışma yapıldığına dair bir ipucu,
beklenti içindeki katılacak kitleye yansımadı.
Alanda1 Mayıs öncesi DİSK genel
sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun; yaptığımız incelemeler
sonucu kazı alanının sorun yaratmayacağı’ ve 1 Mayısın kutlanmasına engel
oluşturmadığına dair yaptığı açıklamalar belirsizliği dağıtacak
bir içerikten yoksun, alana zorlada olsa girme iradesini çok net açığa çıkaran
cinsten açıklamalar olmamıştır.
Belli ki yeni DİSK yönetimi güçlü
bir iradeyi ortaya koyabilecek organik bir bütünlük sergileyecek düzeyde
kaynaşamamıştır.Genel iş ten DİSK’in başına geçen Kani Beko’nun mücadeleci bir tutum alacağına dair
bir beklentinin oluşmasına neden olacak
hiç bir ipucu da geçmiş künyesinden bulunamamıştır..Sınıfa saldırının oldukça
derinleştiği bir dönemde sendikaların yıllardır çürüyen yapısı,ve başta
sendikalar eliyle işçi sınıfında geliştirilen apolitizm, ve sınıf bilincinin
yok edilmesi çabaları sonuç vermiştir.Hiç bir dayanışma grevi yada güçlü bir
destek çok uzun zamandır örgütlü bir biçimde hayata geçirilememiştir..
Özelleştirmeler bu rahatlıkla kolayca
yapılmıştır.Bütün oldukça yığınsal sendikal örgütlü işçi barındıran kamuya ait devasa
üretim alanlarının birer birer önce taşeronlaştırılması sonra tasfiye
süreci ve yerli yada yabancı sermayeye
devredilmesi sözde göstermelik karşı çıkışlarla açıkça oynan bir oyunla sendikaların
desteğiyle hiçbir ciddi karşı çıkış yaşanmadan gerçekleşmiştir.
Uzun süredir içten içe devam eden
tasfiye süreci doğru teşhis edilemediği için sınıfın durumu hakkında çok doğru
değerlendirmeler yapılamamış ve buna bağlı olarak uygun pratikler
üretilememiştir.Sermayenin her düzeyde saldırılarının sonucunda hoşnutsuz
kalabalıkların mücadele alanlarında birikmesi sermaye tarafından öngörüldüğü
üzere gerekli hazırlıklarda yapılmış burjuva ideolojisinin sınıf üzerindeki
belirleyici etkisi ve denetimi güçlendirilmiştir. Sınıfı örgütleme iddiasında
olan tüm sol (sosyalist komünist) cenahın bu gerçekliği kavrayışı ve geçmişi
sorunlu bir temele dayandığından sınıf ilişkileri ve sınıf siyasetini belirleme
gücü oldukça zayıftır.Düzen içi çözüm üretme temelinde yürütülen hak, ücret ve
“demokrasi” mücadelesinin peşine takılanlar bugün işçi sınıfı karşısında
inandırıcılığını ve sınıf bağlarını
yitirmiştir.
Ücret sendikacılığının,şovenizm ve
dinsel ideolojinin körelttiği sınıf bilinciyle,
sınıf kimliğinden arınmış büyük bir işçi kitlesi sadece kendi işyerleri
yada işkollarıyla ilgili harekete geçme refleksi dışında hareket edemez hale
gelmiş, dayanışma duygusundan yoksun bırakılmıştır.
Sınıfın ve sol’un parçalı yapısıyla ve sınıf dışı bir
algıyla farklı gündemlerle karşıladığı
bir
1 Mayıs olacakların ipuçlarını çok
önceden vermiştir.
Öncesinde kendini yapısal olarak
sınıftan uzak bir bakışla tanımlayan yapıların 1 Mayıs’tan
yaralarına medet olmasını ummaları
tam bir aymazlıktır.Sorun yapısaldır ve palyatif tedbirlerle günübirlik
aktivitelerle çözülemeyecek kadar derindir,karmaşıktır.
SOL VE SENDİKALAR
Sınıfa yön vermesi gereken iktidar
hedefli bir yapılanmanın(sınıf partisinin) olmadığı tarihsel koşullarda, sınıfın
düzen içi örgütleri olan sendikalarında bu olumsuzluğun belirlenimi altında
olması doğası gereğidir.Sınıfın motor gücü, sınıf siyasetini üreten sınıfı
kendi iktidarı için örgütleyen ,sınıfla birlikte hareket etme yeteneği gücü ve
kabiliyeti kazanmış
Devrimci Sağlık İş’in mücadeleci
bir ruhla taşeron işçilerini örgütlemesi, yol açıcı bir işlev görmüştür ancak
,sınıf siyaseti açısından yetersiz bir arka plana ve algıya sahip (işçi
sınıfını “halk”ın bir parçası olarak görmesi) olması gelecek adına umutları
zayıflatmaktadır.Bu gün en önemli sorun
sınıfın gözünü dikeceği kulak kabartacağı çağrısına uyacağı,sınıfı kucaklayabilecek,
etkisi altına alacak bir sınıf partisinin olmamasıdır.Bu tarihsel koşullarda
sınıfın gelişen saldırılara gerekli yanıtı vermesinin ,DİSK üzerinden sınıfın
yolunun açılması beklentisi boş bir hayaldir.Yeni seçilen DİSK in sınıfın
yolunu açabilecek ne bir anlayışı vardır nede niyeti.Çoğu sendikada olduğu gibi
Bürokratik sendikacılığın hakim olduğu bir yapılanma söz konusudur.DİSK e bağlı
sendikaların hep birlikte yüksek katılımlı bir eylem yaptığına üretimden gelen
gücünü hakkını vererek kullandığına şahit olan var mı bilmiyorum.
İşçi Sınıfının 1 Mayıs gibi yüz binlerce
işçi ve devrimcinin tarihsel anlamı ve geleneği olan bu merkezi eylemi her
dönemde herkes açısından çok yönlü bir sınav niteliğindedir.
1 Mayıs sermaye sınıfına karşı
iktidar talebinin yükseltilmesi gereken bir gün niteliğinde olması gerekirken
burjuva düzeni tamir heveslilerinin egemen olduğu yüzlerce düzen içi talebin ,tepki
hareketlerinin farklı biçimlerde alana
taşındığı işçi sınıfını ve sosyalizm iddiasını gölgede bıraktığı ,herkesin her
şeyi yapabileceği, dejenerasyona uğramış bir alana dönüşmüştür.Bu çürüme ,sermayenin
ve sınıfı uyutan sendikacıların rahat nefes almasını sağlayan bir işlevi yerine
getirmektedir.Televizyonlarda 1 Mayıs sermaye hizmetindeki en gerici
sendikaların arasına serpilen DİSK
içindeki sendikacıyla tartışılır hale
gelmiştir.Bu kavga gününün gerçek muhatapları sokaklarda barikatları aşmak için
yürüttükleri mücadeleyle tarihe not düşmektedir.
İşçi sınıfı üzerindeki her türlü
kuşatma ağırlaşarak sürmektedir.Siyasallaşmamış bir işçi sınıfından tarihsel
rolüne uygun davranmasını beklemek hayal
kurmaktır.Ayağı yere basmayan hayallerin de gerçek olma şansı yok denecek kadar
azdır.
Yıllardır savaş nedeniyle ve sendikalarında çanak tutmasıyla şovenizmle
beslenen, İşçi sınıfı başta Kürtlerden ve
onların dostu olan devrimcilerden uzak tutulmuştur.Alanlarda neredeyse
hiç karşılaştırılmadan İşçiler alandan çıkarılmış sonra devrimciler ve Kürtler
alana sokulmuştur.Türk İş kendi örgütlü işçilerine alana girmeden bayrak
dağıtarak 1 mayısın Enternasyonalist ruhuna şovenizmin zehrini zerk etmiş Kürt
düşmanlığı bizzat sendikacılar eliyle sınıfın ruhuna kazınmıştır.Bu
anlayış sadece Hak iş ve Türk İş’e değil
DİSK in sendikalarına da nüfuz etmiştir ,neredeyse Birleşik Metal işin tüm yürüyüşlerinde önde cumhuriyet
bayramına gider gibi bir Türk bayrağı sallanmaktadır . Dört beş sıra bayrak
dizen sendikalarda mevcuttur .Bu bayrak kime karşıdır? Bu sorunun cevabı zor
değildir. Sendikalarda solcu geçinen bir çok sendikacı Barış istemi nedeniyle
kendi arkadaşlarına saldıracak düzeyde ulusalcı şoven duygulara sahiptir.(Bu 1
mayısta olduğu gibi Eğitim Sen içindeki sözde solcuların “İzmirli Emekçiler Barışı
Selamlıyor” pankartını indirmek istemeleri taşıyanları tehdit etmeleri
somut bir örnektir.)
1 Mayısa girmeden çok önceden,
alana gidecek işçilere soyut ” birlik dayanışma mücadele “ çağrısı
yapan sendikalar, işçilerin birliğini
bizzat kendi elleriyle zaten parçalamışlardır.
Sendikaların illere göre
pankartları da istemleri de çok farklıdır,Diyarbakır,Van ve diğer Kürt
illerinde Kürt işçilerin talepleriyle, İzmir’de ve diğer işçi sınıfı kimliğinin
değil Türklüğün öne çıkarıldığı illerde “Cumhuriyeti
korumaya” kadar varan bir tutuma kadar kaymıştır.
İşçi sınıfının düşmanı kendileri
gibi işçi olan Kürt kardeşleri değil sermaye sınıfıdır.
1 Mayısın tarihsel anlamını bozan,
onu zehirleyen bu şovenizm zehri ,politik alanı da ayrıştırmış, kendine “komünist,
sosyalist,devrimci” diyenler dahil bir çok siyasi yapıyı bu şoven dalgaya göre
konumlandırmıştır.Kimi alanını,kimi bayrağını ayırmış sınıfın birlik duygusunu
zedeleyen sınıfsal değil,burjuva
ideolojisinden beslenen milliyetçi
ulusalcı bir ayrışma yaşanmıştır.Oysa kendine Marksizmi referans alanlar bilir ki
ne Marks’ta ne Lenin’de ulusal bir bölünmeyi haklı çıkarabilecek bir satır bile
yoktur. “İşçi sınıfının vatanı yoktur”
söylemi ulusal bölünmelere karşı geliştirilmiş enternasyonalist
kapsayıcılığı esas alan bir temele dayanmaktadır.(Kadıköyde)Ayrı alanlarda
enternasyonali söylerken ” yurdumuz
bütün cihandır bizim” cümlesinin hangi ruh haliyle söylediği konuya
vakıf olanlar tarafından merak konusudur.
1 Mayıs alanı işçi sınıfına
önderlik iddiasında olan komünistler açısından tarih boyu ulusal bayrakların dalgalandığı,burjuva
cumhuriyetinin kutsandığı yerler değil, İşçi sınıfının kendisini tutsak
eden ulusallık zincirini parçaladığı,
gözlerini kör eden şovenizmin gözbağlarından kurtulduğu Bütün ülkelerin
işçileriyle birleşme duygusunu taşıdığı ve yükselttiği alanlar olmuştur.
Kendi zihnini burjuva ulusçuluyla
dolduran,sermayenin çizdiği sınırları esas alanlar, kendilerini nasıl adlandırırsa
adlandırsınlar katıksız ezen ulus
şovenizmiyle maluldürler.
Bu tutumun sürdürülmesi halinde
Kürt ve Türk işçilerin ayrı sendikalarda örgütlenmesinin yolu açılacak sınıf
birliğe değil bölünmeye uğrayacaktır.
Sınıf örgütleri için asıl olan işçi
sınıfı kimliğidir, bu yüzden sendikalar işçileri bölen bir tutum takınamazlar
ulusal bayrakları, ulusal sınırları değil tüm dünya işçilerini kucaklayan,işçi
sınıfını bölen tün ayrılıkları ortadan kaldıran birleştirici dayanışmacı ortak
mücadeleyi esas alan sermaye karşıtı bir tutum geliştirirler.
Taksime çıkma uğruna yıllardır
yaşanan çatışmalarda Devletin uyguladığı
şiddet karşısında yüzlerce insanın yaralandığı ölümün eşiğine geldiği ve
çatışmaların sürdüğü anlarda ,
DİSK binasının içine kadar giren polisin,hedef gözeterek atılan gaz bombalarıyla yapılan bu vahşice
saldırıları karşısında DİSK Genel başkanının İstanbul sokaklarında çatışma istemiyoruz,
Esnafa zarar verilmesini istemiyoruz yönündeki beyanı ayrıca değerlendirmeye muhtaçtır.
İZMİRDE 1 MAYIS
İzmir özelinde ayrı bir
değerlendirme yapmak gerekirse yukarıda ki saptamalara ek olarak
Bu yıl katılım son yıllara oranla
oldukça fazlaydı başta Türk İş ve
sonrada DİSK olmak üzere Sendikaların
alana sabahtan girmeye başladığı Konak yönünden gelen KESK ve diğer sosyalist parti ve yapıların her yıl olduğu gibi
işçilerin çoğu dağıldıktan sonra alana alınmaya başladığı ve bir bütün olarak
kitlenin hiçbir zaman bir arada olmadığı organize bir alan vardı.
Her yıl arabaların ve kürsünün
üzerinde görmeye alıştığımız Sendikacıların içeriksiz apolitik Taksim’deki
çatışmayı laf olsun diye duyuran geçiştirici söylemleri .Bolca davul Zurnacının
alana salındığı binlerce düdük satıldığı ve öttürülmesinin önemli bir iş
sayıldığı, neredeyse kimsenin slogan atamadığı sınıf kimliğini ve mücadele
vurgusunun bir türlü merkezileşeme diği, her kafadan ayrı seslerin çıktığı
kürsünün sendikacılar tarafından korunup hiçbir işçinin sokulmadığı .Sanatçı
diye sahneye çıkan Süavi’nin “ bu memleket bizim” diyerek şoven
duygularıyla ve kendi reklamını yapan, sonrada gelecek konser tekliflerinin
önünü açmak hesabıyla Mehmet AĞAR’ı Aydın Yenipazar konukevinde ziyaret eden, dostu Konak
belediye Başkanı Hakan TARTAN’ı kürsüden
saygı ve sevgiyle anons eden,İşçi partisi ve diğer grupların ayrı alanda
kutlama yapmasının sınıfı böldüğünü düşünen ve buna üzüldüğünü belirten bir adamı sahneye çıkarıp dinletenlerin
egemenliğinde bir organizasyondu.Sahte içi boş Barış çağrıları yapanların egemen olduğu alan, bizzat 1 Mayısı organize
eden Sendikalar eliyle Apolitizmin ve Şovenizm
zehrine bulanmıştır.
Konak belediye Başkanı Hakan
TARTAN’ın işten attığı işçilerin günlerce
soğuk ayaz demeden Belediyenin kapısında
yattığı her türlü şiddete maruz kaldığı ve geri alınmadığı günler,işçilerin,devrimcilerin, sınıf
dostlarının hafızalarında hala çok tazedir.Devrimcileri aptal yerine koyan,
onları bir geçim aracına indirgeyen bu
çürümüş sanatçı bozuntuları
CHP’ li belediyelerin yağcılığını
yaparak geçinmeyi iş edinmişlerdir.Bu türden insanların 1 mayıs alanlarında boy
göstermesi bütün devrimcilerin utancıdır.Sınıf mücadelesini kirleten bu
anlayışta insanlara izin verilmemesi onun o kürsüden indirilmesi tüm işçilerin
,devrimcilerin görevidir.
İşçi sınıfı ve devrimci sosyalist
güçler ,yıllardır sınıf kimliğini çürüten, Sendikacı,CHP’li Belediye Başkanı ve
Şoven sanatçı bozuntularıyla ve tüm liberal tasfiyeci anlayışların kuşatmasını
kırmak zorundadır.
İşçi sınıfı devrimcileri çok güçlü
bir hafızaya sahip olmalıdır,unuttuğumuz her saldırı büyüyerek tekrar bizi daha
güçlü bir biçimde vuracaktır.
Malatya’yı ,Maraş’ı ,Çorum’u
unutanlara, Sivas’ı yaşatırlar.
77
katliamını,Tariş’i, 80 askeri cuntasını,sonrasında
başbakanın elini öpmek için kuyruğa giren geçmişin “solcu”
sanatçı,aydın,yazar,çizer,gazeteci takımını unutmayacaksın.
Unutursan kaybedersin seni içinden
çökertirler.
Hafızan güçlü olacak hem de çok
güçlü,ihaneti hoş görmeyeceksin,dürüst namuslu mücadeleci insanları
kaybedersin.Onlar içine sızar seni mücadeleni çürütür.
Dostunu düşmanını ayıracaksın,bir
şey olmamış gibi yanında yörende dolaşamayacaklar,senin olduğun yerde onları
barındırmayacaksın yüzlerine tüküreceksin.
Şarkılarını dinlemeyeceksin,Kitaplarını,gazetelerini
okumayacaksın,filmlerini izlemeyeceksin 1 mayıs alanlarında şov yapıp sermayenin
reklamlarına çıkarak banka işçilerini
işsiz bırakmak için bankamatik reklamı yapanları hafızana kazıyacaksın, onları
o alanlardan atacaksın.THY den işten atılan yüzlerce işçi günlerdir direnirken
Grup yorum konserinde şiirler okuyup “Amerika’ya kafa tutan” sonra gidip THY’nin
reklamlarını seslendirerek ,gidip Osmanlı’yı öven dizide Ebu Suud efendiyi
oynayarak (aklayacak),Sen onu hiçbir şey
olmamış gibi alkışlamayacaksın.Kuşatma çok büyük çok uyanık olacaksın Sermaye
zehrini cilalı ambalajlı paketlerinde gülümseyen yüzlü işbirlikçileriyle
sunuyor.Kanmayacaksın….
1 Mayısı bu soysuzların elinden
kurtarmadıkça o alan işçilere değil sermayeye ait olacaktır.
Kürsüde ne zaman işten atılanlar
konuşacak,ne zaman günlerce gecelerce direnen işçiler konuşacak,ne zaman Kürt
işçileri anadillerinde Sosyalizmi ,Asıl taleplerini iktidarı almayı
haykıracaklar o zaman o alan bizim olacak.Geri kazanacağız bütün
alanları..Sadece işçi sınıfının kızıl bayrağı dalgalanacak, o zaman hep bir
ağızdan kentlerin meydanlarında enternasyonali haykıracağız.İkiyüzlülük
,ihanet,çıkar,şovenizm kovulacak alanlardan,hep birlikte hiçbir ayrım kalmadan
tek bir sıkılı yumruk olup vuracağız hançerimizi sermayenin kalbine, keseceğiz
nefesini ..işte o zaman bizim olacak alanlar,fabrikalar okullar,hastaneler
bizim olduğumuz emek ürettiğimiz her yer gerçek anlamda bizim olacak..Gerçek
özgürlük rüzgarı esecek bütün coğrafyalarda….
1 Mayıs 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder