“Türkiye’de neler oluyor?” sorusunun cevabı rakı şişesinde
Kadri Gürsel - Ekim 2018
Türklerin gündelik lisanında “bir
büyük”, damıtık bir alkollü içki olan rakının 70 cl’lik şişesine verilen addır.
“Bir büyük”ün hikâyesi siyasal İslam’ın devlete egemen olması sonucunda
Türkiye’nin maruz kaldığı dinsel muhafazakâr dönüşümü, laik kesimlerin buna
karşı direncini, bu eksende ayrışan toplum kesimleri arasındaki gerilimi
anlatır. Bunları öğrenmek için “bir büyük”ten içmeniz gerekmez. O şişeyi ve
içindekini doğru okumanız yeterlidir. Okumak da rakının ne olduğunu bilmekten
başlar. Türk Gıda Kodeksi’ne göre rakı, Türkiye topraklarında yetişen üzüm ile
anasondan yapılır ve ayrıca tarihsel bakır imbik teknolojisine dayanan özgün
bir üretim biçimiyle kendisini diğer damıtık alkollü içkilerden ayırt eder.
Bu resmi tanım, rakıyı Türklerin
yerli ve milli alkollü içkisi olarak konumlandırıyor. Türkler, “meze” denilen
çeşitli yerel yiyeceklerle donatıp, etrafında dostlarıyla bir araya gelerek anı
ve fikir teati ettikleri yemek masalarını bu içkiyle tarif eder ve adına “rakı
sofrası” derler. Rakı kültürü üretim aşamasından başlar, adını taşıyan sofrada
mezeler eşliğinde tüketilirken zenginleşir... Ama her alkollü içki gibi rakının
da sağlığa zararlı olduğunu elbette belirtmek gerekir.
Mamafih Türkiye’deki siyasal
iktidarın “bir büyük”e karşı çeşitli yollardan sürdürdüğü mücadelede “toplum
sağlığını korumak” hedefinden ziyade ideolojik saiklerle hareket ettiği de
gerçeğin bir başka yüzünü oluşturur. Şöyle ki Türkiye’de alkol tüketimi ve
bağımlılığı Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2018 tarihli “Alkol ve Sağlıkta
Küresel Durum Raporu” başlıklı çalışmasındaki verilere göre diğer ülkelerle
kıyaslandığında hayli geride kalıyor.
Bunlar iktidarın rakıya karşı vermekte
olduğu mücadelenin alarm düzeyini destekleyen veriler değil. Misâl, Türkiye’de
15 yaşından büyük kişi başına düşen ortalama saf alkol tüketimi 2003-2005
arasında, kayıtlı ve kayıt dışı olmak üzere toplamda 3.4 litre iken bu miktar,
WHO’nun Avrupa bölgesinde 11.9 litre imiş. Aradaki fark büyük. Keza 2008-2010
aralığında Türkiye’deki saf alkol tüketimi yüzde 58 gibi ciddi bir oranda
azalarak kişi başına 2 litreye düşmüş. Avrupa’da ise aynı tüketim 10.9 litre
olarak gerçekleşmiş. 2010 verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 79,6’sı
hayatı boyunca hiç alkol kullanmadığını söyleyen insanlardan oluşuyor. Geçmişte
alkol kullanmış olup 2010’da artık hiç içmediğini belirtenlerle birlikte
alkollü içkiden uzak duranların oran yüzde 86,2 gibi yüksek bir seviyede görünüyor.
Yine WHO verilerine göre Türkiye’de
alkol bağımlılığı 2010 yılında yüzde 0.8 iken bu oran Avrupa bölgesinde yüzde
4.0 olarak ölçülmüş.
Ve Türklerin en az alkol tüketen,
alkole en az bağımlılık geliştiren bir halk olması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’ın başarısı değil aslında. Veriler ve elde edildikleri tarihler bunu
doğruluyor. Buna rağmen Erdoğan 24 Haziran 2018 seçimleri için başlattığı
kampanya sırasında “Belediye başkanlığımdan bu yana bulunduğum her yerde alkolü
ben kaldırdım” derken kendi açısından haklıydı.
1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı seçildiğinde ilk işlerinden biri belediyeye ait sosyal tesislerde
alkollü içki satışını yasaklamak olmuştu. Erdoğan Başbakan olduktan sonra
2004’te rakı ve diğer alkollü içki üretimini özelleştirdi. Bugün toplam sekiz
özel şirket rakı üretiyor.
Erdoğan’ın alkol karşıtlığının
ideolojik kökeni kendi ağzından en berrak şekilde 28 Mayıs 2013’te henüz
başbakan iken partisinin meclis grubu konuşmasında ifade edilmişti: “İnancı
gereği yapıyor diyorlar. Hangi din olursa olsun, din doğruyu emrediyorsa, din
emrediyor diye karşısında mı duracaksınız? İki tane ayyaşın yaptığı yasa
muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden reddedilmesi
gerekiyor? (...) Hiç kimse alkolü kimlik meselesi haline getirmemelidir. Kimsenin
yaşam tarzına müdahale değildir içeceksen, alkolünü git evinde iç.”
2018 Türkiye’sinde alkollü içki
servisi artık kamu ve devlet hayatından tamamen silinmiş bulunuyor. Erdoğan
“bir büyük”ü bir anda ve tamamen yasaklama yoluna gitmiyor. Aşırı vergilendirme,
ruhsat alımını ve yenilenmesini zorlaştıran politikalar ve toplumsal/siyasal
baskı ile “bir büyük”ün tüketimini tedrici ve fakat kararlı biçimde kısıtlıyor.
Kendi dinsel/muhafazakâr tabanını da alkollü içkileri bir anda yasaklamamaya bu
şekilde razı ediyor. “Bir büyük”ten alınan büyük orandaki vergi aynı zamanda
ülkede seçici vergilendirme yoluyla rıza üretmenin de sembolü. Alkolün
yasaklanmasını isteyenler alkol içenlerin ödediği yüksek vergilerden
faydalanarak alkolün şimdilik yasaklanmamasına rıza gösteriyorlar.
Türkiye’de rakı üzerine salınan
vergiler ve tüketimi üzerindeki baskının artışı ile ülkenin demokrasiden ve
hukuk devletinden uzaklaşması birlikte yürüyen süreçler ve bunların arasında
bir doğru orantı var. Türkiye’de AKP iktidarının otoriterleşmesi 2008’de ana
akım medyaya karşı boykot çağrıları ve ardından salınan ağır vergi cezaları ile
başlamıştı.
2008'den bugüne geçen 10 buçuk yılda
rakıdaki ÖTV yüzde 593.3 oranında artırıldı. Bu artış son beş yılda yüzde 262
olarak tezahür etti. Son olarak temmuz 2018’de yapılan ÖTV artışı yüzde
15,5’ti. Son 10 buçuk yılda, enflasyon göstergesini teşkil eden Tüketici
Fiyatları Endeksi’ndeki (TÜFE) artış ise yüzde 145. Neticede rakıdaki ÖTV
artışı enflasyonun 448 puan üzerinde. Makasın bu denli açılmasına bir siyasi ve
ideolojik motivasyonun neden olduğu açık.
On yıl önce Türkiye parlamenter
rejimle yönetiliyordu, bugün ise ülke güçlerin tek adamın elinde toplandığı,
kontrol ve denge mekanizmalarının işlerliğinden söz etme imkânının kalmadığı
bir otoriter başkanlık rejimi ile yönetilmeye çalışılıyor.
Günümüz Türkiye’sinde 70’lik “bir büyük” rakının fiyatı 119 TL
(20 USD). Bu fiyatın yüzde 18’ini KDV (21.40 TL), yüzde 56’sını da ÖTV (67 TL)
oluşturuyor. 2017’de tahsil edilen 138 milyar TL ÖTV’nin yüzde 7,2’sine tekabül
eden 10 milyarı alkollü içkilerden alındı. Hiç de küçümsenecek bir miktar
değil. İçenlerin “bir büyük” için ödediği 119 TL’den 88,4 TL’si vergi olarak
devletin bütçe gelirine kaydediliyor.
Avrupa’da saf alkolden litre bazında
en yüksek oranda ÖTV alan ülke 53,78 Euro ile İsveç. Türkiye'de rakıda
kullanılan saf alkolün litresinden alınan ÖTV ise 28,65 Euro (213 TL). Bu 28,65
Euro ilk bakışta, alkolizmin Türkiye’dekiyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir
halk sağlığı sorunu oluşturduğu bilinen İsveç’te alkolden alınan vergiden daha
düşük gibi görünse de karşılaştırma halkın satın alma gücüne göre düzeltilerek
yapıldığında tablo tersine dönüyor. Bu bakımdan Türkiye’deki gerçek vergi
İsveç’tekinden 2,7 kat daha fazla. Halkın satın alma gücüne göre
hesaplandığında Avrupa’da en fazla alkol vergisi Türkler tarafından “bir büyük”
için ödeniyor.
Bunun da bir sonucu oluyor tabii...
Özellikle Anadolu’nun muhafazakâr taşra illerinde alkollü içki satış
noktalarının birer birer kapanmasına neden olan siyasi ve sosyal baskılara bir
de yüksek vergiler yoluyla şişen fiyatların Türkiye genelindeki etkisi
eklendiğinde rakı tüketimi haliyle düşüyor. 2012’de 44 milyon 600 bin litre
rakı satılan Türkiye’de 2017’de bu miktar 37 milyon 316 bin litreye inmiş bulunuyor.
“Bir büyük” üzerindeki bu baskının
neticelerinden biri evde rakı üretiminde yaşanan büyük artış. “Bir büyük”e 119
TL vermek istemeyenler tarımsal kökenli etil alkole anason yağı karıştırıp
bekletiyorlar ve sonra su ekleyip içiyorlar. Uzmanlara göre bu rakı değil çünkü
damıtma yapılmıyor.
Diğer bir sonuç gettolaşma.
İstanbul’da misâl, mahalle meyhaneleri kayboluyor, onun yerini şehrin Asya
yakasındaki laik Kadıköy’de “meyhane mahalleleri” alıyor.
Rakı endüstrisinin, adının
yazılmaması koşuluyla konuşan bir yöneticisi şunları söylüyor: “Bir kesim
tarafından kahraman, diğer bir kesim tarafından ise kâfir olarak görülmek
üzüyor beni. Birbirlerine karşı önyargısı olmayan insanların oturduğu bir
sofranın temsilcisi olmak istiyorum ben. Rakının depolitizasyonundan yanayım.
Başımıza ne geliyorsa hukuk ve medyanın olmamasından geliyor."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder