Hayvan postundan deri yapımı ve derilerin üretimde
kullanılabilecek duruma getirilmesi pek çok kimyasal işlemi gerektiriyor. Ağır
deriler, pis koku, deriyi korumada ve boyamada kullanılan çok çeşitli kimyasallar,
makineler, patlayıcı maddeler, asitler… Deri fabrikalarında bu kadar tehlikeli
bir ortamda üretim yapan işçiler, bir de her türlü baskıya maruz kalıyor!
Emine Uyar /
Evrensel
İzmir Menemen’de Kurulu Savranoğlu Deri Fabrikası’nda başlayan sendikalaşma
çalışması, işte bu koşulları görünür hale getirdi.
Savranoğlu’nun kadın işçileri daha 20’li yaşlarda. Hemen hepsi
astım hastası, apandisit ameliyatı geçirmiş, bel fıtığı olmuş, birkaç kez iş
kazası atlatmış. Akciğer kanseri olanlar bile var. Hemen hiç birisi normal
yollarla çocuk sahibi olamamış, tedavi görmek zorunda kalmışlar…
Fabrikada büyüdü
Fabrikanın en eski işçilerinden biri olan Songül Arslan da bu
ağır ve tehlikeli koşulların neredeyse bütün sonuçlarını yaşamış. Henüz 14’ünde
iken girmiş fabrikaya, şu an 23 yaşında. Mardinli, 8 çocuklu bir ailenin 4
kızından biri. Baba erken yaşta vefat edince ablası ile birlikte Savranoğlu’nda
çalışmaya başlamış. Şu an üç kız kardeş aynı fabrikada çalışıyor.
Derilerin ve kullanılan malzemelerin atıklarının yani bütün
pisliğin toplandığı “baca” denilen daracık yerleri temizlemeye başladığında 16
yaşındaymış. Hastalanmış. Doktor, kimyasal maddelerden uzak durması gerektiğini
söylemiş. Bunu patrona söylediklerinde aldıkları yanıt, “çıkın o zaman” olmuş.
“Kimyasalların tam içinde çalışıyorum. Butil, etil… Bunlar gözüme bile kaçtı.
100 kiloluk bidonları indiriyordum. Apandisit ameliyatı oldum. İki üç kez
ayağıma bidon düştü. Boya yapıyoruz. Maske, koruyucu kıyafet hiçbir şey yok”
diye anlatıyor.
Fabrikada iki defa yangın çıkmış. Şans eseri ikisi de ucuz
atlatılmış. Bir kez de asit bidonu patlamış bütün işçiler zehirlenme tehlikesi
yaşamış.
“Fabrikada büyüdüm” diyor Songül. Sabah 8’de işe gelip gece 1’de
eve döndükleri, hatta eve gönderilmeyip ertesi gün 17.00’ye kadar kaldıkları ve
işler yoğun olduğunda pazar günleri de çalıştırıldıkları için “bütün
yaşamlarının fabrika olduğunu” söylüyor.
Şimdi ise sendika ile hayata gözlerini yeniden açmış adeta.
“Benden sonra gelen arkadaşların böyle olmasını istemiyorum. Onlar bizim gibi
hiçbir şeyi görmemiş olmasınlar. Sosyal hayatları olsun” diyor.
Sağlık her şeyden önemli
Fabrikada çalışan kadınlarda kist, mantar gibi pek çok
rahatsızlık görüldüğünü anlatıyor: “Savranoğlu’nda çalışan işçilerin tek
istediği iyi bir havalandırma, gerektiğinde hastaneye kontrollere gidebilmek,
çoluğunu çocuğunu görebilmek, fiziksel olarak kendini iyi hissedebilmek…
Sendika olayını sadece paraya bağlıyorlar. Biz bu parayı sabahlara kadar
yaptığımız mesailerle alabiliyoruz ancak. Hâlbuki bilmiyorlar anayasal hakkımız
olan sendikayı kullandığımızda biz o parayı işten 5’te dahi çıksak alacağız.
Ama havalandırma olacak. İnsanlar hasta olmayacak.
Sağlıklı nefes almak her şeye bedel.”
Sendika girecek başka yolu yok
Savranoğlu’nda işçiler bir süre sonra yakalandıkları hastalıklar
yüzünden başka yerde çalışamaz hale geliyorlar. Bu fabrikaya mahkûm oluyorlar
adeta. Ancak bunun böyle sürüp gitmesini istemiyorlar artık. Fabrikaya
sendikayı getirmekte kararlılar. Dört yıl önce fabrikadaki işyeri hekiminin
“Hepiniz kanser olacaksınız” dediğini aktaran Sevim Özcan, “İşten ayrılan bir
arkadaşım şu an akciğer kanseri. Buradaki kızların sonu o. Hiçbiri normal
yollarla çocuk sahibi olamayacak” diyor. Kendisi de sürekli düşük yaptıktan
sonra, ancak işten ayrılıp iki yıl boyunca tedavi gördükten sonra çocuk sahibi olabilmiş.
“Sanki çölde yaşıyoruz. Kimse sesimizi duymuyor” diye yakınıyor.
“Biz ölüyoruz orada kimse bizi kaile almıyor. Hepimiz yarım insanız. Biz şimdi
hastalandık gidip başka yerde çalışamayacağımızı düşünüyoruz. Patron da bunu
kullanıyor. Fabrikanın kapatılmasından yana değiliz ama sendika girmeyecekse
kapatılsın. Sendika girecek başka yolu yok!”
FABRİKADAKİ DÜZENİN DEĞİŞMESİNİ İSTİYORUZ
Esra Baysal (22): Babam oraya yıllarını verdi. İki yıl önce
emekli oldu. 21 saat mesai yapıyor, 8 saatini gösteriyorlar. Şimdi 700 lira
emekli maaşı alıyor. Ben orada çalışmasam babamın maaşı yetmiyor. Babama
olanlar bana da olacak. Bu yüzden sendikayı kabul ettim.
Şehriban: Çocuğum hasta oluyor izin alamıyorum. “Blok kalınacak”
diyorlar; sabah sekizde giriyorsun ertesi gün beşe kadar… Eşimle bir hafta on
gün birbirimizin yüzünü görmediğimiz oluyordu. Oradaki düzenin değişmesini
haklarımıza, bize saygı göstermelerini istiyoruz. İş bizden daha önemli değil.
Hayatımız herkesten daha önemli. Biz olmazsak usta da patron da olmaz.
Makineler kendi kendine çalışmayacak sonuçta.
Şerife Danacı: Patronlar bizi köle olarak kullanmak istiyor.
Beyaz mal işlendiğinde toz olmasın diye kesinlikle camları açtırmıyorlar.
Kolumdaki boyalar çıkmıyor. Şu an kolumda bir yara açılsa direk cilt kanserine
yol açar. 30-35 kilo ağırlığında kemerlik denilen bir malzeme var onları
taşıyorum. Belim, boynum, kollarım ağrıyor. Tuvaletleri de kendimiz
temizliyoruz. Arıtma suyunu veriyorlar, kullanamıyoruz. Mantar oluşuyor. Bu
nedenle işyerinde banyo yapmıyoruz. Kokudan yanımızda kimse duramaz. Kızım,
“Anne çok pis kokuyorsun git yanımdan” diyor.
Bahar Arslan (19): Burada 1 yıldır çalışıyorum. Sürekli iş…
Bunaldım. Sendika sadece para demek değil. Oradaki insanlar insan gibi
yaşayamıyor. Kadınları savunmasız olarak gördükleri için daha çok baskı
kuruyorlar. İş konusunda olsun başka yönlerden olsun. Havalandırma yok.
Bayılmazsak hastaneye bile götürmüyorlar. Bizi insan yerine koymuyorlar.
PATRONLARIN ZENGİNLİĞİNİN KAYNAĞI
SÖMÜRDÜĞÜ İŞÇİLERİN SEFALETİDİR!
SAVRANOĞLU GROUP KİMDİR NE İŞ YAPAR?
Tarihçe
Üretim, ihracat, istihdam rakamlarının büyüklüğü ve dünya
pazarlarındaki rekabet gücüyle, Türkiye ekonomisinde çok önemli bir yere sahip
olan Savranoğlu Group'un başarı öyküsünün temelleri, 1900’lü yılların ilk
çeyreğinde, Sadık Savranoğlu tarafından atılmıştır.
Yıllar içerisinde Türkiye’nin en büyük kuruluşları arasına adını
yazdırmayı başaran Savranoğlu Group, faaliyetlerini birçok alanda sürdürmektedir.
1923 yılında Savranoğlu Deri,
1932 yılında Tabakhane,
1940 yılında Kösele Fabrikası,
1949 yılında Ham Deri,
1952 yılında Savrano Tarım,
1971 yılında Derma Deri,
1973 yılında Savranoğlu İnşaat ve Savranoğlu Turistik İşletmeler
A.Ş.
( Savranoğlu Turistik İşletmeler A.Ş. 1989 yılında Pulman Etap
Konak Otel'i olarak açıldı. 1996'da Mercure Konak Oteli ve son olarak 2001'de
Best Western Konak İzmir olarak hizmet
etmeye devam etti. )
1989 yılında Se Sa Deri,
2011 yılında Se Sa Turizm ve Frija Deri kurulmuştur.
2014 yılında İzmir Park açıldı.
İŞÇİLERİNİ İNSANLIK DIŞI KOŞULLARDA ÇALIŞTIRAN SAVRANOĞLU DERİ
PATRONLARI NELER DİYOR
Değerlerimiz
·
Güveniliriz…
·
Tüketicilerimize kolayca ulaşabilecekleri yüksek kalitede
ürünleri ve güçlü markaları, sınıfının en iyisi hizmet ile sunarız.
·
Faaliyet gösterdiğimiz sektörlerde en iyi uygulamaları takip
eder, daha iyisini yapmayı hedefleriz.
·
Üretim ve hizmet
aşamalarındaki kalite çıtasını sürekli yükseltiriz.
GÜLÜMSETEN YALANLAR ve ÇELİŞEN MADDELER
İş gören dediğiniz kimdir insan yerine koymadığınız işçiler mi?
Hak ve özgürlüklerine saygı gösteriyormuşsunuz öylemi?
Ortakların haklarını ve karlarını korurken işçiler hasta oluyor ve sakat kalıyor.
Sosyal sorumluluk
ilkelerimiz:
- Doğal çevreyi korumak,
- Müşterilerin tercihlerini dikkate alarak kaliteli ve güvenli ürünler sunmak,
- İş görenlerin temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek,
- İşletmeyi ortakların haklarını koruyacak ve yatırımları kârlı kılacak bir şekilde yönetmek,
- Faaliyetlere ilişkin doğru bilgi sunmak,
- Toplumun refah seviyesine katkıda bulunacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini desteklemek şeklinde özetlenebilecek sosyal sorumluluklar, marka değerini artıran bir pazarlama faaliyeti ya da sosyal eğilimlere hizmet eden bir proje değil, sürekliliği olan ve Savranoğlu Group'a ait tüm şirketlerinin kurumsal kararlarına yansıyan temel ilkeler olarak ele alınır.
Daha geniş bilgi için
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder